Dinle Neyden – 3 – İnsan-ı Kâmil

On 16 Aralık 2014

Dinle Neyden | 3. Bölüm | 16′ 29”

İnsan-ı Kâmil nasıl anlatılabilir? Nazım ve nesir olarak kırk kadar kitap yazmış, astronomiden tasavvufa, fıkıhtan matematiğe, felsefeden musikîye kadar her mevzudan bahsedebilmiş, bizzat kendisi de hiç şüphesiz İnsan-ı Kâmil mertebesine yükselmiş Nakşibendî tarikatinde içtihad sahibi Pîr-i Sanî olmuş Molla Camî hazretleri İnsan-ı Kâmil tarifinde yani Hz. Mevlânâ’yı tarifinde bakın ne diyor:

“An Ferîdün-i cihân-ı ma’nevî

Bes büved bürhân-ı kadreş Mesnevî

Men çi gûyem vasf-ı ân âlicenâb

Nîst Peygamber ve lî dâredkitâb”

 

Günümüz Türkçe’si ile:

 

O maneviyat cihanının benzersiz yücesinin,

Kadri kıymeti için Mesnevî çok kuvvetli bir delil ve yeterli bir kitaptır,

O yücenin vasıflarını anlatabilmek için ben ne diyebilirim?

Peygamber değildir fakat kitabı vardır.

 

Molla Camî gibi bir zatın bile “ben ne söyleyebilirim” diyerek aczini beyan ettiği İnsan-ı Kâmil tarifinde herkes acizdir. Şu kadarı söylenebilir, Allah’ın kitabında Habibi’ne dahi “Sen onları görüp gözet” diye tavsiye buyurduğu insanlar İnsan-ı Kâmil olanlardır. (00:35)

Bizler dünyaya gelmedik, dünyaya gönderildik. Nasıl parmak izimizden saç telimize birbirimizden farklı isek meşreplerimiz bakımından da birbirimize benzemeyiz. Her insanoğlunun yaratılışında yaratacısını bulmak ve bilmek tabiatı, cevheri vardır. Bu genel tabiata ve özel meşrebine uygun olarak yaşayabilenler bu hayatı mesud yaşayabilenlerdir, mutlu olanlar onlardır. Resûl-u Ekrem Efendimiz, yaratılışındaki “Rahmeten lil âleminlik” tabiatına uygun olarak bütün insanların doğru yola ulaşmasını, hidayete ermesini istiyordu, çünkü O aynı zamanda Hâdi, doğru yola iletici isminin tam mazharı idi. (03:50)

Allah, kendi esmasından olan Raûf ve Rahim esmalarını da Habibi’ne vermiştir. Tevbe suresinin sondan bir önceki ayetinde “Andolsun ki size kendinizden öyle bir peygamber gönderilmiştir ki sizin sıkıntıya uğramanız ona çok zor gelir, o size çok düşkündür ve müminler hakkında çok şefkatli, merhametlidir” buyruluyor. Annelerin evlatları üzerindeki şefkat ve merhameti Resûlullah’ın ümmeti üzerindeki şefkat ve merhametinin zerresi bile değildir.  (05:58)

Dünyevi bir takım varlıklarına güvenen ve hiç haketmedikleri halde eşraf yani şerefliler olarak adlandırılan bazı Mekke müşrikleri Efendimiz’e “biz köleler, fakirlerle bir arada bulunmayız, onları huzurundan kovarsan gelir seni dinleriz” dediler. Efendimiz bunu kabul etmedi. Müşrikler, hiç olmazsa biz geldiğimiz zaman onları meclisten gönder, biz de senin sözlerini dinleyelim dediler. Efendimiz, herkesi hidayeti ulaştırabilmek arzusundan dolayı bu fikre biraz olumlu baktı. Çünkü O Raûf, Rahîm ve Hâdi idi. Kendilerine eşraf denen müşriklere konuşmadan önce Cebrail Aleyhisselâm geldi ve “Onları huzurundan kovma, onların üzerinden gözlerini ayırma, onları gör gözet” ayetini getirdi. Allah işte O insanları Habibi’ne tavsiye ediyordu. İnsan-ı Kâmil’in Kur’anî anlatımının bir nebzesidir bu… O İnsan-ı Kâmil, Hakk’ın Habibi’nin ağzından buyurduğu şekli ile “Benim velilerim, benim gizlilik bulutlarım altındadır, onları benden başka kimse bilmez” dediği kişidir. (08:00)

Bu yüce velileri, bu İnsan-ı Kâmil tipini, bizzat İnsan-ı Kâmil olan Hz. Mevlânâ şöyle tarif ediyor: “Veliler güneşlerin güneşidir, güneş ışığını onların nurundan alır.” Nasıl ay bizzat kendisi ışık kaynağı olmayıp, güneşin ışığını aksettiriyor ise, Hz. Mevlânâ’ya göre güneş dahi ışık kaynağı değildir, Allah’ın dostlarının, velilerinin nurunu aksettiren bir aynadan ibarettir. İnsan-ı Kâmil için delil arayanlara Hz. Mevlânâ  şöyle cevap verir: “Güneşin varlığına delil, yine güneştir.” Güneşe karşı gözlerini kapayanlar, güneşi türlü sebeplerle görmeyenler güneşi inkar ettiler, bundan güneşe ne zarar geldi. İnsan-ı Kâmil’i de inkar eden kişiler olabilir, ama İnsan-ı Kâmil’e bunlar bir noksanlık vermez. (11:10)

Güneş arasıra bulutların altına gizlense bile ısıtmaya, aydınlatmaya devam ettiği gibi Hz. Mevlânâ gibi İnsan-ı Kâmiller de bazen insanların nefis bulutları altında gizlenirler, unutkanlık bulutları altında gizlenirler, ama varlıkları ve tasarrufları devam eder. İşte Hz. Mevlânâ’nın ifadesi ile güneşin dahi aydınlığını aldığı İnsan-ı Kâmillerin, veli kulların nuru ile içimizdeki karanlıkların aydınlatılması dilek ve niyazı ile hoş olun hoş kalın… (15:10)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir