İnsan
Dost Tv Sohbetleri | İnsan | 20′ 05”
Tarif, etrafını câmi, ağyarını mâni olmalıdır. İnsan tarif edilirken o tarifin içinde kapsadığı bütün özellikler olmuyor, insanda olmayan yabancılıklar yani ağyarini mâni de insan tarifi içine giriyor. Maalesef tek istikamette anlatıldığı için bu istikameti yegane doğru kabul edenler insanı tanıyamazlar. (01:55)
Dini itikatımız gereği insan kuldur ama kulun ne olduğunu yeterince anlamıyoruz. En yüce makam ne kudbiyyet, ne kurbiyyet makamıdır, en yüce makam Allah’a kulluk makamıdır. Efendimiz Makâm-ı Abdiyyet sahibidir. Hz Mevlana “Bütün köleler kullar azad olduğu için sevinir, ben sana kul olduğum için seviniyorum” buyurmuştur. (04:00)
İnsan, “Hz İnsan’dır”. Bilâistisna kafir, putperest, şaki, ayyaş, zani, hırsız, katil ne derseniz deyin, ne kadar kötü sıfat da taşısa o kişi Hz. İnsan’dır. Çünkü Halifetullahtır. Türkçemizde maalesef artık az kullanılan ama eskiden karşılıklı olarka çok kullanılan Zat-ı Âliniz tabiri insanı anlatan en güzel bir ibaredir. İnsan zat itibari ile halifetullahtır. Ayyaşlık, kafirlik, şakilik, katillik, zanilik, hırsızlık sıfatlardır. Bu sıfatlarından tövbe eden kişi tekrar âli zât olur. Şeyh Galip hazretlerinin:
“Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen”
demesindeki incelik budur, hazret kendine demiyor, zâtına diyor. (05:10)
Allah halifetullah olmayı insana vermiştir. Halife kelimesinin karşılığının “ardıl” olduğunu söyleyenler var, bu çok hatalı bir karşılıktır. Halife ardıl yani kronolojik olarak daha sonra gelen demek değildir. Halife, müstahlefin yani kendisini halife tayin edenin halife tayin ettiği mevzuda aynıdır. Onun için Allah’ın sadece “tanrılık” vasfı tektir, diğer bütün esmaları insanda vardır. İnsan bu isimlere sadece ayna değil, aynı zamanda mazhardır.
Materyalizm rüzgarlarının etkisi ile insanı saç telinden ayak tırnağına kadar kalıba dökülmüş, o kalıp ile sınırlı yani beden hapsine mahkum bir şekil olarak görüyoruz. Ölüm korkusu bu bedenin göreceği zararlar ile anlatılıyor. Kabir azabında akrepler, çıyanlar yiyecek deniyor, benim canım, sinirim yok ki orada. Hz. Peygamber’in “Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçedir, ya cehennem çukurlarından bir çukurdur” demesindeki manayı anlayanımız kaç kişi? Kişi beden değildir, ben mi bedenim, beden mi benim?
Nefs olarak ben varım, mutlak manada yokum ama nisbi manada varım. Bir sacid, bir Mescud var, bir abid bir Mabud var, bir kul bir Rab elbette var. Ama O’nun varlığı kendinden, benim varlığım O’ndan. Örneğin sokakta giderken tam düşmek üzere bir çocuğu tuttunuz, düşmekten kurtardınız, yani onu kayırdınız. Bu kayyumiyyettir, ama Kayyum-u Mutlak Allahu zü’l Celâl’dir. Sizin kayyumluğunuz o çocuğun düşmesini engelleyecek gayreti gösterecek kadardır. Eğer banane deyip Allah’ın size vermiş olduğu halifetullah sıfatının gereği olan esmayı kullanmazsanız mesul olursunuz. (06:50)
İnsanlar ya dinde kardeştir, ya yaratılışta eştir. Hz. Ömer Efendimiz’i düşünelim, Huzur-u Risalet Penahî’ye katil Ömer olarak gitti, Hazret-i Ömer olarak döndü. Ne farketti, yine uzuna yakın orta boylu, iri kemikli, yapılı, asabi duruşlu bir zattı. Ama o asabi duruş katil Ömer’den Hazret-i Ömer’e dönüştüğünde Hz. Ebubekir Efendimiz’in ifadesi ile “Onun o celali size adalet olarak intikal eder” haline dönüştü. Çünkü “buğzenlillah, hubbenlillahtır”, kızdığımıza da Allah için kızacağız, sevdiğimizi de Allah için seveceğiz.
İnsanın halifetullah olması ve esmalarına mazhar olunması çok önemlidir. Allah, “Herşeyi sizin için yarattım, sizi kendim için yarattım” buyurmuştur. Allah’ın velileri yani dostları insan cinsindendir, melek değildir. Dolayısı ile Allah’ın dost edindiği insan diğer sıfatlara haiz olsa da Hz. İnsan’dır. (10:50)
İnsan kelimesinin kökü olarak kabul edilen ünsiyetin yani Allah ile yakınlığın veya nisyanın yani Allah’ı unutmanın tek başına mutlak doğru olduğunu söylemek doğru değildir. Bu iki mana birleştiğinde doğru olur.
Biz ruh halindeyken toplandık, Cenab-ı Allah “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye sordu. Bu bir menfi sualdir. Burada bir takım incelikler vardır. Tercümelerle bu incelikler anlaşılmaz. Tercüme üzerine hüküm bina edilğinde bu iş anlaşılmaz. Şu kadar dikkat çekelim, soru menfidir, cevap müsbettir. Bu Arapça bilmekle de ilgili değildir, öyle olsaydı bugün anadili Arapça olan gayrimüslim olmazdı. Anadilinden bile olsa Kur’an’ı okuyayım, öğreneyim olmaz. Bu durum anatomi kitabı okuyarak doktor olmak istemeye benzer. Kur’andan namazın rekatlarını, rükunun eğilmek olduğunu, secdenin başı yere koymak olduğunu öğrenemezsin, çünkü yazmaz. Rüku kelimesinde eğilmek vardır diyenler olabilir, peki ne kadar eğilmek?
İnsanın Cenab-ı Hakk’ın “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” hitabına verdiği “Evet, Rabbimizsin” cevabı ki bu tercüme yanlıştır, bu cevap üzerine çok konuşmak gerekir, bunu unutup nefsimi Rabbim haline getirirsem nisyandan dolayı insan olur, ama Allah’ın beni muhatap kabul etmesini, bana hilafet vermesini görüp O’nunla ünsiyetimi yani yakınlığımı hatırlarsam o zaman da insan olurum.
Kişi halifetullah olduğu için Allah’ın ahlakı ile ahlaklanmalıdır, salavat okumak da buna dahildir. İnsan olmanın gereklerinden biri salavat okumaktır. (14:00)






