Allah’tan korkanlar Allah’tan kaçarlar, Allah’ı sevenler Allah’a sığınırlar
Seyir Defteri | Bölüm 65| 9 Nisan 2009 | 43′ 57”
“Beyne’l-havf ve’r-reca” avam içindir. Nasıl parmak izimizden dna’mıza kadar farklılıklarımız varsa manevi yapılarımızda da farklılıklarımız vardır.
Hepimiz cahil doğduk, kendi nispetimizde bir şeyler öğrendik. Kimimiz sanat, kimimiz ilim öğrendik, yani yükseldik. Zaten insan yükselmeye mahkum ve mecbur bir varlıktır. Onun için eğitim kelimesi insanın tahsil hayatını anlatmaya yeterli değildir. Çünkü sirk hayvanları da eğitilirler. İnsanın eğitilmesi yeterli değildir. İnsana lazım olan tefekkür kazanmak ve irfan sahibi olmaktır. Bu hususta gayret sarf etmeyip nefislerinin peşinde gidenler avam olurlar. Nefislerinin peşinde gitmeyip Allah ve Resulünün emirleri ve yasakları peşinde gitmeye başlayanlar avam olmaktan yükselmeye başlamışlardır. (03:15)
Tembellik Allah indinde makbul olmayan bir haldir. Biz bu tembelliği sadece para kazanmaya yönelik olarak görüyoruz, çünkü hayatımızın her şeyi para kazanmaya yönelik oldu. İlim kazanmakta da tembellik yasaktır, çalışkan olacağız. İlim kazandığın zaman ibadât-u taâtten geri kalman mümkün değildir. İlim, günün problemlerine delili, alâmeti ile çözüm getirmektir. İlim alâmet kökünden gelir, iddiasını alâmetlendirene ilim sahibi denir. (06:30)
Bugün mesela müslümanların maddi durumlarını muhafaza etmekteki, mesela tasarruflarını değerlendirmekteki faiz meselesini ilim çözebilmiş değildir. Herkes indî mütalaa peşinde. Faiz haramdır amenna ama ne faizdir, bunu biliyor muyuz? İsmi faiz olması yeterli midir, isminin kâr payı olması faiz olmaktan çıkarır mı?
Bazı kendine alim diyenler her şeyi kendilerinin bildiklerini zannediyorlar. Bunun en bariz örneğini 99 depreminden sonra ekrana çıkan sismoloji profesörlerinde gördük. Bari iki tanenizin görüşü bir yerde kesişsin. Herkes başka bir şey söylüyor. Sıradan bir vatandaş olarak, sismoloji ilminde avamın da altında olan birisi olarak hanginize inanacağım? (07:45)
Recânın karşılığı ümit değildir, istektir ama büyükten istektir. Korku ile ümit arasında diye çevirirsek, bu avam içindir. Evvela Allah’a itimat edeceğiz, Onu da tanıyacağız. Allah muhsinleri sever diyor. Cenâb-ı Allah sevdiği ve sevmediği halleri Kur’an-ı Kerim’de belirtmiştir. Resulullah Efendimiz bunları fiili olarak yaşamıştır. Mesela muhsinleri sever diyor, neden, kendi de ihsan sahibi de ondan. Cimrileri sevmez, neden, kendisi hiç cimri değildir. Kendini inkar edene bile ihsan etmeye devam eder. Allah cömerttir. Cömertlikte verdiğini geri almak var mıdır? Biz en büyük nimet olan imanı, kendimizin kazandığımızı iddia edebilir miyiz? İmanı biz kendimiz mi kazandık, Rabbimiz mi ihsan etti? Rabbimiz ihsan etti… O zaman neden korkayım verdiği imanı geri almasından?
Efendim, son nefeste ölüm harareti olurmuş da şeytan bir bardak suya imanı satın alırmış. Pabucu mu bile alamaz. Bir bardak suya verilecek iman, iman değildir. Ona zan derler. İmanı ben almadım ki ben vereyim. Rabbim ihsan etti ve O’nun ihsanını geri alma adeti yoktur. Benim O’nun kulu olarak O’nun bana olan muhabbetini kaybetme korkum olmalıdır, azaba uğrama korkum olmamalıdır. Zaten büyüklerimiz öyle diyor:
Hoştur bana senden gelen
Ya hilat-ü yahut kefen,
Ya taze gül, yahut diken..
Kahrın da hoş lütfun da hoş.
Sevmede kahır yoktur. Allah’tan korkanlar Allah’tan kaçarlar, Allah’ı sevenler Allah’a sığınırlar. (12:00)
Erkek evladına “Evladım, namaz Allah indinde öyle sevgiye layıktır ki, hani merasimlerde cumhurbaşkanları, krallar bir yere giderken kırmızı halı seriliyorya ayaklarının altına, bak Allah seni huzura kabul ederken seccade var ya, işte Allah da senin altına halı seriyor” diye öğretsen; ufak kız çocuğuna “bak, filanca ablan geçen gün gelin oldu, beyaz duvak örttü, ne kadar mutlu bir şey değil mi? İşte namaz kılmak da öyle mutlu bir şeydir, al bakayım şu beyaz başörtüsünü şöyle omuzlarından aşağı doğru duvak gibi bırak” desen henüz buluğa ermemiş bir çocuğa, bu bir teşvik değil midir? O çocukcağız başörtüsünü başının üstünde bir yük olarak değil bir gelin duvağı gibi görse? Bunu böyle öğretsek olmaz mı? (17:00)
Cenab-ı Hakk’ın azabı vardır, azabın inkarı küfürdür. Ama Cenab-ı Hakk’ın azabını bir engizisyon işkencesi gibi kızgın saç üzerinde namaz kıldırmak olarak anlatmak ilim midir, İslâm mıdır Allah aşkına? Böyle bir şey hadiste var mı, ayette var mı, imam seviyesinde büyük müçtehidlerde var mı? Yok… Nereden çıkıyor bunlar?
Allah’ın mükafatını da mesire yeri, kebapçı dükkanı zannı ile biz bu işleri öğrenmiş olmayız. Resulullah Efendimiz’den öğreneceğiz. (20:45)
Bir meselenin kurumlaşması demek başlaması demek değildir. Resulü Kibriyâ Efendimiz’in doğum günü hep kutlanmıştır. Kurumlaşması Mısır’da hüküm süren Fâtımî devleti zamanında olmuştur. 12 Rebiyülevvel tarihi devlet emri ile bütün ahalinin bayram yaptığı bir gün haline gelmiştir. Ne yazık ki bu törenleri Resulü Kibriyâ Efendimiz’in doğum gününün kutlanmaya başlanması olarak mütalaa edip bunu bid’at kabul edenler var. Bilmedikleri şu, kurumlaşmaması demek yok olması demek değildir.
Tasavvuf ekollerinin organize olma ve kurumsallaşma zamanı hicri 3. veya 5. asır olarak kabul edilir, bu kurumsallaşmayı da başlangıç olarak kabul edip tasavvuf ekollerine bid’at diyen cahiller vardır. Asbah-ı Suffe’yi, Ashab-ı Biat’ı bilince bunun bid’at olmadığını, kurumsallaşmanın başlangıç olmadığını biliriz.
Resûlullah Efendimiz’in her türlü halinin seneyi devriyesinin kutlanması bütün müslüman toplumlarında vardır. Miracının da, hicretinin de, doğumunun da seneyi devriyesi kutlanmıştır.
Biz ehli dünya olarak Efendimiz’in dünyayı teşrifini 12 Rebiyülevvel’de kutluyoruz. Bir süre sonra ehli ahiret olacağız. Efendimiz’in ahirete teşrifleri de 12 Rebiyülevvel’de olduğu için ehli ahiret olarak ben orada da bayram edeceğim. Ölmek yok olmak demek değildir, ahiretin kendine göre bir hayatı vardır. (27:30)
Ne yazık ki cehalete prim vermek adet oldu. Bir hocaya veya bir konferans verene benim anlayacağım gibi konuş demek kimsenin haddi değildir. Onun yerine “ben seni anlayacak seviyeye gelmek için kendimi yetiştirmeliyim” gelmesi lazımdır. Elbetteki muhatabın seviyesine göre konuşmak hem Allah’ın hem Resulullah’ın adetidir. Fakat dinleyenin benim seviyeme göre anlat deme hakkı yoktur çünkü sen seviyenin üstünde bir konferansta veya derstesin. O dersi, konferansı, sohbeti kendi seviyene indirme hakkın yok. (38:30)






” ALLAH dostları kimlerdir ? ”
” ALLAH’ı her şeye tercih ettikleri için,
O’nun tarafından her şeye tercih edilenler ”
( Zûnnu-û Mısrî Hz. )
” GÖNÜL ne vakit hoş ve huzurlu olur ? ”
” O , GÖNÜL olduğu vakit ” ( Cüneyd-i Bağdadi Hz.)
MEVLÂ’MIZ kıymetimizi hiç kimsede hatta KIYMET isimlilerin yanında bile aramadan !
RAbbimiz kıymetimizi O’nun yanında aramayı nasip etsin..Allah razı olsun Canım Hocam…
Değerli Hocamın doyumsuz sohbetini izlerken ocakta ki ,kısık yemeği unutmuşum, ALLAH Teâl komşuyu kapıya gönderdi bir şey için son anda kurtardım…. Hocamdan binlerce kez ALLAH razı olsun Gerçekten irfan sohbeti ,biz kazvinliler için ,kazvinlilikten kurtulamayanlar için HAKİKİ İnsanları sevipte insan olmayı beceremeyenler için Rabbim merhamet etsin biz gariplere de…
VESSELÂM Efendim