Nikahın vazgeçilmez unsuru rızadır
Seyir Defteri | 6 Ekim 2013 | Bölüm 287
Efendimiz Hazretleri’nin cevap vermediği hiçbir sual yoktur, ister lisânen olsun, ister fiil ve hal olarak olsun.
Evlenme hususunda Efendimiz’in çok önem vererek tavsiye buyurduğu şey küfüv şartıdır. Küfüv ihlâs-ı şerifte denklik anlamına gelir ama Efendimiz’in hadis-i şeriflerindeki küfüv denklik demek değildir, uygunluk demektir.
Evlilik aynı zamanda birbirinin eksiğini tamamlamaktadır. Efendimiz de “Her bekar müslüman yarımdır, evlenince tamamlanır” buyurmuştur. Ancak bunu mutlaka denkler arasında anlamamak gerekir. Önemli olan eksiğini tamamlamaktır, o yüzden küfüvü uygunluk olarak anlamak lazımdır. (02:05)
Efendimiz şöyle buyuruyor: “İnsanlar birbirleri ile ya güzellikleri için ya nesepleri için ya servetleri için evlenirler, siz dindar olanını seçin.” Madem ki Efendimiz böyle buyuruyor, doğrusu budur.
Bizim islâmi olmayan evlenme usullerimiz var. Beşik kertiği, birbirlerini görmeden aileler arası anlaşma ile evlendirme. Açık söyleyelim, ulema eskiden buna bir kılıf giydirmiş. Rıza beyanı baştan olmalıdır. Keza bir takım yöre adetlerine dini bir takım kisveler giydirerek, tabi Allah emri olmadığı için mezhep lakırdısı koyarak, “bizim mezhebimizde böyle” deniyor. Mezhepler ana prensiplerde birbirinin aynıdır. Teferruatta değişirler. Nikahın vazgeçilmez unsuru rızadır, bunun mezhebi yoktur.
Âkil bâliğ olmuş her çocuk ana baba velayetinden müstağnidir. Terbiyeden bahsetmiyorum, hukuktan bahsediyorum. Âkil ve bâliğ olan kişinin ki o artık çocuk değildir, evlendiricisi velisi olamaz. İradesi onun olacak.
Her ikisi de ağlayarak evlenenler gördük, anası hakkını helal etmeyecekmiş, senin böyle bir hakkın yok ki. Çocuk senin cariyen veya kölen değil. Allah buna razı olmaz. (04:15)
Düğün meselesinde ikram emrî bir sünnettir. Düşünün, Efendimiz Hz. Fatıma ile evlenecek olan Hz. Ali gibi cengâver bir zâta düğünde ikram yapabilmesi için kalkanını sattırıyor. Bir de nikahlarınızı mescidlerde kıyın sözü vardır, Efendimiz’in. Burada mühim olan şudur: ilan ve haberdar etmek. O zamanlarda en kalabalık yerler mescidler. Çünkü o zaman mescidler sadece namaz kılma yeri değildi. Dersler mescidde, sohbetler mescidde, devlet siyasi işleri mescidde…
Doğrusu artık düğünler İslâmi adet olmaktan çıktı. Bir kere çok içki içiliyor. Ben de iki çocuk evlendirdim. İçki içmek isteyenlere nezaketsizlik yapmadım, hatırım için bu akşam içmeyin dedim. Allah kadınlar ayrı bir mecliste, erkekler ayrı bir mecliste oturacak dememiştir, Allah’ın koyduğu hudutlara ilave hudut koymak veya bu hudutları daratlmak ve genişletmek hiçbir kulun haddi değildir. Eski toplumumuzdaki harem ve selamlık, evlerin büyüklüğünden ve kalabalıklığından kaynaklanır. Hala evlerimizde harem ve selamlık vardır, farkında değiliz. Evimize misafir gelince yatak odamıza mı alılyoruz, yatak odamız haremimizdir, misafir kabul ettğimiz yer de selamlıktır. Burada beraber oturmamak bir ihtiyati tedbirdir, çünkü gönüle söz geçmez, gönül kayar. Gönün kayması mesuliyeti gerektirmez, biz gönlümüzden, bilgimizden, düşüncemizden sual sorulmayacağız, fiillerimizden sual sorulacağız. Ulema bu halden kurtarmak için ayrı oturulsun demiştir. (11:25)
Oynamak meselesine gelince… Eskiden düğün dediğin 1 hafta sürerdi. Çeyiz asma, çeyiz alma, gelin hamamı, kına gecesi gibi hanımlara mahsus, güvey traşı, damat traşı, güvey hamamı, gelin alma gibi erkeklere mahsus eğlenceler olurdu. Hasılı, gençlerin böyle ayrı ayrı eğleneceği eğlenceler olunca beraber oynamak da olmuyordu. Şimdi bütün düğünler dans ile başlıyor. Sonra yalnız kalmasınlar diye diğerleri katılıyor, sonra halaydı, horondu devam ediyor. Bunlar müşterek olmaz, kadının oynadığını namahrem erkek görmemelidir. (20:15)
Alış veriş listesi veriyorlar. Başıma geldi, bir genç kardeşim, kız tarafı bir liste vermiş, ona bilezik, ötekine erkek kumaşı, ötekine ayakkabı falan koca bir liste. Bunlar alınacak… Sen bu kızı alma dedim, olmaz yürümez. Yeni evlenenlere bu kadar yüklenilir mi, bırak evinin eksiğini alsın. “Hediyeleşin ki sevişin” hadis-i şerifi başımızın üstüne ama liste vermek ne oluyor? Bunun içine gösteriş giriyor.
Eskiden toplumumuz biraz daha müslümanca yaşıyordu, şimdi müslümanca yaşamıyoruz. Her şeyimiz müslümanca değil, düğünümüz nasıl olsun? (23:20)
74’de hacca gittiğimde, il sağlık kurumundan bir kağıt alınırdı, 28 yaşımdaydım, doktor bana şoför müsün diye sordu. Ne iş yapıyorsun deyince avukatım dedim. O zamanlarda 28 yaşındaki genç bir avukatın hacca gideceğini tahayyül edemiyor doktor, alışmamışlar. O kadar azdı. Şimdi elhamdülillah gençlerin sayısı çok arttı.
Vakit namazlarındaki cemaat çok ciddi olarak ihmalde. Anadoluda bu kadar değil. Mesela Konya’da Aralık ayında Aziziye Camisinde yer bulamazsın. Selimiyede mutlaka caminin yarısından fazlası doludur.
Hakiki, şuurlu müslümanlar cuma vakti kazanılan paranın haram olduğunu bildikleri için dükkanı kapatıyor, çırak da gidiyor camiye. Cuma vakti kazanılan para haramdır. İstisnalar hariç. Mesela 24 saat çalışan, kesilmesi mümkün olmayan sanayi işletmeleri var. Onlar gecikmiş olarak öğleyi kılacaklar. Bir de cuma günü tatil olsun deniyor, bu cahillikle söylenmiş bir sözdür, cumanın tatil olması ayete muhaliftir. Allah, namazdan çıktıktan sonra yeryüzüne dağılın rızkını arayın diyor. (33:40)
Bize lazım olan terbiyedir, din değildir. Allah kulu ile hangi dinde muhatap olacaksa olur, razı olur veya olmaz. Dinler kişilerin Allah ile arasındaki irtibatı sağlar, bizi alakadar etmez, bizi alakadar eden terbiyedir, beşeri münasebetlerdir.
Edebi olmayanın imanı da yoktur… (39:40)






