Bünyeye muhalefet günahtır
Seyir Defteri | Bölüm 324 | 24 Ağustos 2014 | 43′ 48”
Geçtiğimiz yıl yaptığımız konferanslarda Hüseyin Vassaf Efendi’nin Gülzar-ı Aşk isimli mevlid şerhinden bahsettik. Gerçi resmi makamlarımız içinde hurafeler var, baskıya deymez diye rapor vermişler ama hurafenin nerede olduğunu söylemediler. Ayda 5-6 sohbet yapmamıza rağmen 6-7 beyiti geçemedik. Konferanslarda kalabalıkla ilgisi olmayan bir hava oluşur, bu havaya göre laf başka yerlere gider. Efendimiz’in hayat-ı saadetleri ile ilgili Efendimiz’in bir saatini bir günde anlatamayabiliriz. Efendimiz’i anlatmak için tarih bileceksin, sosyoloji bileceksin… Efendimiz’in hayatı ile ilgili en teferruatlı kitaplardan biri Asım Köksal’ın Büyük İslam Tarihi’dir. (02:50)
İslam’ın bugünkü durumunu daha iyi idrak edebilmek için Efendimiz’in sonrasını, Hulefa-i Raşidin devrini, Emevi devrini bilmek lazımdır. Bugüne tesiri bakımından Abbasi dönemi Emevi dönemi kadar önemli değildir. Bugün hala büyük bir ayrılık sebebi olarak istismar edilegelen Kerbela hadisesi mutlaka doğru öğrenilmelidir ki, bugüne olan tesirinin ne kadarı doğru, ne kadarı eğri bilelim. İlim öğrenmek kitap okumak, mektebe gitmek, tahsil görmekle olmaz, yapmakla olmaz. (08:00)
Fetvayı yürürlüğe koyacak makam kaza makamı yani kadı efendidir. Fetva ile hüküm birbirine karışıyor. Bugün Türkiye’de fetva verecek makam yoktur! Diyanet İşleri Başkanlığı fetva vermeye yetkili değildir. Fetva verildikten sonra uyulması mecburi bir kanunî müeyyidedir. Otorite bu müeyyideye uymayanı tecziye eder. Diyanet İşleri Başkanlığının ve devletin böyle bir yetkisi yoktur, dolayısıyla verdikleri fetva değil fikirdir. Her kararlarının da doğru olmadığını da gayet açık söylüyorum. Hüseyin Vassaf bey gibi bir zatı şerifin mevlid şerhine hurafe vardır, basılmaya deymez diyen o teşkilattır. Hurafenin nerede olduğunu gösterseydin saygı duyardım. İşin daha incesi de vardır “Ehli fetva değil, ehli takvadan ol, fetvayı müftüden alma kalbinden al” (12:00)
“Deniz de bile abdest alıyor olsanız israf etmeyin” buyuruyor Efendimiz. Denizdeki su israf edilir mi? Efendimiz bunu neden söylüyor, buna kesretinden kinaye denir. İsraf o kadar fena birşeydir ki bunu yapamayacağız bir yerde bile yapmayın. İsraf etmemek için başka kimden örnek aranabilir. Başka örnek arayan eblehtir. “Acıkmadan oturun, doymadan kalkın”. Doyma hissi mideden kalbe daha geç gider. Onun için miktarını tayin ettiğin kadarını ye, doyma hissi gelmese bile kalk diyor Efendimiz. Yoksa bu doymadan kalk demek değildir. Karnın acıkınca çok yersin, acıkmatan oturun da bu demektir. Bunu vücut saatine göre yapmamızı söylüyor Efendimiz. (16:50)
Çeşitlilik kelimesi Rabbül Aleminin yarattıklarını izaha yeterli bir kelime değildir. Rasulullah Efendimiz uzuna yakın orta boylu, kilosal açıdan bir tarif ile göbekli olmayan bir zattır. Güzellik sadece bununla ilgili değildir. Hz. Ali tıknazdan fazla göbekli, kısaya yakın orta boylu. Hz. Ali efendimiz bildiğiniz dazlaktır. Saçının üstü yoktur, kolları uzundur. Osman Gazi hazretlerinin de kolları uzundur. Ayakta durduğu zaman kolları dizine kadar gelmektedir, bundan dolayı kılıcına kimse yaklaşamaz, her işin bir hikmeti vardır. Hz. Ebubekir dal gibi bir adam, kaburgalarını say, o kadar ince. Hz. Osman kağıt gibi bembeyaz bir zat. Açık renk değil, bildiğin beyaz. Bunlar bünye meselesidir. Efendimiz’in saçları dalgalıya yakın kıvırcık diye benim saçlarım da dalgalı olsun demek sünnet değildir. Hz. Ömer uzuna yakın orta boylu, sırttan baktığın zaman iri omuzlu bir zattır. (20:25)
Efendimiz bünyeye muhalefeti söylemiyor. Yeni doğan bebekler için filanca ayda şu kadar kilo olacak, şu kadar gram olacak deniyor, niye? Bu niyenin cevabını bulamadım hiç Üç torunum da ayrı kilolarda ve ayrı boylarda doğdular. Öz kardeşim kısa boylu ve tıknaz, ben uzun ve zayıfça bir adamım. Bu diyetçilerin filanca yaşta filanca kiloda olunacak demesi de bunun gibidir. Kilolu gözükmeyen ama kilosu ağır bir arkadaşım var. Kemikleri yoğunluğu olduğu için öyle kilosu. Niye insanları kategorize edip standardizasyona tabi tutuyorlar. Filanca madde herkese dokunur, hayır Efendim öyle değildir. Bu işin bir de ticari tarafı vardır. Dışarda okumuş bir doktor arkadaşım var, okurken kolestrol miktarı 4000’di diyor, sonra mütehassıs oldum 3000’e indi, şimdi ikibine indi diyor. Çünkü kolestrol ilacı hammaddesi satan dünyada iki büyük firma var. (27:20)
Allah kuluna verdiği nimeti kulunun üzerinde müşahede etmeyi sever. Muzaffer Efendi hazretleri şöyle anlatırdı: Senin otomobil alacak takatın varsa taksiye binemezsin, taksiye binecek takatın varsa dolmuşa binemezsin, dolmuşa binecek takatın varsa otobüse binemezsin. Herkes Allah’ın verdiği nimetleri israf olmaksızın yaşayacak ki başkasının hakkına tecavüz etmemiş olsun. Yemekte de Allah’ın bana verdiği nimet kadar yiyeceğim. Evime haftada 3 öğün et getirme imkanım varsa ikiye indirmeyeceğim. Bunun yanında da israf edip çok yemeyeceğim. Diyet yapanlar şunu unutmasınlar, bedenlerinin sıhhatini koruyacağız diye akıl sıhhatlerini kaybetmesinler. Bünyesi şiman kalanlar bırakın şişman kalsınlar. Kiloya bu kadar takmanın doğru olduğuna inanamıyorum. Ağırlık okka ile ölçülmez. Burada Rasulullah Efendimiz’in Kabe’de putları yıkmasını hatırlayalım. Bünyeye muhalefet ayrıca da günahdır. Saçın rengini özellikle erkeklerde değiştirmek günahtır. Bu fıtratı beğenmemektir. Sağlık için yürüyenler, bir işe yarasın bu işiniz. İşe yaramayan hareket sana sağlık vermez. Hasılı, Allah’ın kurduğu nizamı düzeltmek için bir başka muhalefet yapıyoruz, dikkat edelim. (34:30)
Hüseyin Vassaf Efendi, diyet, yemek, kolestrol, bünye, fetva, kadı, hüküm, Gülzarı Aşk, israf






