Vazifemiz, doğru yaşamaktır

On 7 Kasım 2014

Seyir Defteri | Bölüm 327 | 5 Ekim 2014 | 40′ 52”

Konuştuğumuz meselelerle ilgili tekrar soru gelmesinden şu anlaşılabilir, demek ki problem devam ediyor. Kaderle ilgili olarak Hz. Ali Efendimiz’in sözünü hatırlamak lazımdır, “Kader, şeytanın en çok at oynattığı sahadır.” Dile gelmeyen birşeydir kader, yeterince izahı yoktur, kader vardır, kadere inanılır. Biraz da insanımız konuları basite indirgiyor, bir sual sorayım evet veya hayır şeklinde matematiksel bir cevap alayım diyor, o kadar kolay değildir. Ya öğrenmek için ciddi gayret sarfedilecek veya bildiğine inandığımız bir zâtın sözüne peki denilip üzerinde durulmayacak, çünkü yaptıkça öğrenilir. Her türlü bilgi evvela öğrenilir sonra yapılır ama din evvela yapılır sonra öğrenilir. Doğru bilmek için, bu doğruyu bildikten sonra da doğru örneklenmek için gayretimizi fazlalaştırmamız lazımdır. (02:45)

Muhammedî ve müslüman sıfatının önüne ve arkasına gelecek olan her türlü sıfat Muhammedîliği ve müslümanlığı küçük görmekten kaynaklanır. Muhammedîliği ve müslümanlığı küçük görüyorsan ben sana Muhammedî ve müslüman değilsin derim! (05:00)

Ashâb-ı Kirâm başımızın tacıdır ama hiçbirşeyi putlaştırmamak lazımdır. Huneyn ganimetlerinin dağıtılması sırasında, Cirane’de Efendimiz’i az üzmediler. Efendimiz bu meseleden dolayı ümmeti tarafından ciddi üzülmüştür. Muhabbetten kaynaklanan itirazlar vardır, mesela Mekke fethinde Kabe içinde üst katlarda bulunan bir putun indirilmesi için Efendimiz Hz. Ali’ye omzuna çıkmasını ve putu indirmesini söylüyor ama Hz. Ali Efendimiz’i buna itiraz ediyor. Bu itiraz Efendimiz’i üzen bir itiraz değildir, Hz. Ali Efendimiz’e kıyamadığı ve o hareketi edebe muhalif gördüğü için itiraz etmiştir. Ashâb-ı Kirâm’ın hepsi başımızın tacıdır, Efendimiz’in cemâlini görmek, O’nun mübarek sadasını duymak şerefine ermişlerdir, O’nun huzurunda bulunmuşlardır, bunlar dünyanın hiçbir şerefi ile ölçülemeyecek yüksekliklerdir ama hepsi de bir Ebubekir Efendimiz değillerdir. Biz hürmette kusur etmeyiz ama hürmette kusur etmemek hadiseleri bilmemek ve konuşmamak demek değildir. (06:10)

Hayat tutunulacak birşey değildir, yanlış yerden bakılıyor. Nöbetin gelmiş hapırsan da köpürsen de bu nöbeti tutacaksın. Doğarken sormadılar, giderken de sormayacaklar. Bu aradaki zaman içinde doğru yaşayacaksın, yaşama sevinci olsa ne olur olmasa ne olur… Yaşama sevincine bakma, Rabbine bak!. Sen O’na kavuşmak için yanlışlıklarından arın, ağırlıklarından kurtul ki yüksel ve ilerle, sanane yaşama sevincinden. Zorluk varmış, Efendimiz’i tanısan dünyada zorluk diye birşey olmadığını görürsün. Senin başına deve işkembesi geçirmediler, yanağına ok atmadılar, dişini kırmadılar, seni öldürmeye teşebbüs etmediler, seni ekonomik ambargoya almadılar, amcanın ciğerini söküp yemediler, ne zorluğundan bahsediyorsun! Sen 3 tane yetişkin evli barklı kız evlat ve 3 tane erkek çocuk, iki tane erkek torun vefatı görmedin! Yanlış sualin doğru cevabı olmaz. (11:30)

Dünyadan zevk alma, dünya fani. Niye faninin peşinde koşuyorsun, bakînin peşinde koşsana, çünkü sen bakîsin. Ezelin yok ama ebedin var, sen yok olmayacaksın ama dünya yok olacak. Bu asla çalışmamak, tembelik, umursamamak manasına gelmez. Vazifeni yapacaksın, bu vazifeyi sevmeye çalış, bu vazife doğru yaşamaktır. İslâm’ın getirdiği yasaklar kişinin hayrı içindir, ona dünyayı küstürmek için değildir. (13:50)

Allah ibadet zevkimizi artırsın, sadece namaz veya oruçtan değil… İbadetli yaşamanın lezzetini artırdığında yaşama sevinci değil kul olma sevinci yaşarsın. Hz. Abdülkadir’in çok güzel bir sözü vardır, “Dünyada rahat etmek istiyorsanız arzularınızı gemleyin”. Arzuların sana hakim olmayacak, sen arzularına hakim olacaksın. (19:10)

Efendimiz Aleyhisselâtu Vesselâm her türlü rahatsızlıkta bir sac ayağı tavsiye buyuruyor. Kur’an; Kur’an umumi olarak mü’mine şifadır, bir de hususi olarak şifa ayetleri vardır. Az sadaka çok bela def eder kaidesince sadaka verilecek. Her türlü hastalık için, nezle dahil. Ve hikmete müracaat edilecek. İlimlerin sınıflandırılması vardır, hikmet ilmi tıp ilmini de içinde barındırır. Efendimiz tıbba müracaat etmemizi buyuruyor. Yani Kur’an, sadaka, doktor… Sadaka vermek illa fukaraya para vermek değildir, tebessüm sadakadır. Güleryüz en büyük sadakadır. (25:10)

Ehlî Tarik ile Ehlî Şeriat arasındaki fark şudur, yoldaki bir taşı kenara çekmek için Ehlî Şeriat ayağı ile iter, Ehlî Tarik o taşı ayağı ile itmeye kıyamaz, eğilir o taşı alır, yavaşça yerine koyar. Cami çıkışlarında ayakkabılarını pat diye yere atanlar Ehlî Şeriat’tır. O taşın da bir zikri vardır, o da Allah’ın bir mahlukudur. Mal şeriatte o senindir, bu benim, tarikatte hem senindir hem benim, hakikatte ne senindir ne benim, marifette ne sen varsın ne ben varım… İlla Hû, İlla Hû… Şeriatte eşeği sağlam kazığa bağla sonra Allah’a emanet et, tarikatte eşeği Allah’a emanet et, sonra sağlam kazığa bağla. Bu nüansları anlayacak adam bile azaldı. Neden azaldı, Türk Musikîsi kalktığı için azaldı. Ne alaka diyeceksin, Türk Musikîsinde koma sesleri vardır, kulak hassasiyeti isteyen… Bir ses aralığının 56’da 1 oranı vardır bizde, onlarda 12’de 1’dir. Senin kulağın maddi bir mahluk olan sesin inceliklerine vakıf olabiliyorsa algılaman ona göre olur. Bu hassas müziği dinlemeyenlerin algılamalarında eksiklik olur. (33:40)

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir