Göz ruhun penceresidir
Şarkılar Seni Söyler – 4. Bölüm | 2 Mayıs 2015 | TRT MÜZİK | 72′ 28”
“O gözler siyah gözler
Bakınca günah gözler
Karanlıklar içinde
Beliren sabah gözler
Göz göze baktı gitti
Gönlüne aktı gitti
Beni ıssız çöllerde
Yaktı bıraktı gitti
Hayal midir, düş müdür
Perilere eş midir
Beni çıldırtan gözler
Bir yanlış görüş müdür”
Beste: Sadettin Kaynak, Güfte: Vecdi Bingöl
Saadettin Kaynak da haklı, Vecdi Bingöl de haklı, sen de haklısın… Ah gözler… Çünkü Hz. Mevlâna dile getirmişler, göz ruhun penceresidir. Göz bebeği bedene göre ne kadar ufak ama gözbebeğine kainat sığar. Gözbebeği yuvarlaktır, eski Türkçe’deki mim harfine benzer. Ehâd’in (اَحَدٌۚ) gözbebeği Ahmed, Ehâd’e mim (مٓ) ilavesi ile olur. Bir de bakış vardır. Onu da Niyazi Mısrî Hazretleri’nin dilinden ifade edelim:
“Bir göz ki olmaya ibret anın nazarında,
Ol sahibinin düşmenidir baş üzerinde”
Eğer göz ibret ile bakmıyorsa o göz sahibinin başının üzerinde düşman gibidir. Göz ibretle baktığı, alın helal kazanç için terlediği zaman asli fonksiyonlarını yerine getirir. O zaman burna gelen kokuların hepsi Şemme-i Muhammedî olur. Karanlıklar içinde beliren sabah, kara gözde nasıl oluyor? Kendisi kara… Demek ki gözün rengi içini açabiliyor. İki zıt duygu göz ile ifade edilir: gözleri buğulandı, gözleri parladı… Çünkü göz ruhun penceresi…
Bildiğimiz görme hadisesi optik bir hadisedir, ışık olmazsa görme olmaz. Süleymaniye Camii’nin kubbe yazısı malum Ahmed Karahisarî Hazretleri’nindir. Sure-i Nur yazılıdır orada. Sure-i Nur’u yazdıktan sonra hazret görme yitisini kaybetmiş. O zamanın göz hastalıkları uzmanları kendisine ameliyatla tekrar görmeni sağlarız dediklerinde Ahmet Karahisarî’nin cevabını düşünmek lazımdır: “İstemiyorum, ben o Sure-i Nur’u Süleymaniye’nin kubbesine yazarken göreceğimi gördüm. Bundan sonra başka şey görmek istemiyorum.” (03:45)
“Aldı beni aldı beni iki kaşın arası
Yaktı beni kül eyledi gözlerinin karası
İçinizde tabip yok mu nedir bunun çaresi
Sevdim ne çare ne söylesem o yâre eller ariftir
İsterim yâre gideyim hasmım galiptir
Ne bakarsın güzel gözlüm sen de bana yâr mısın?
Bir bakışla aklım aldın akıl başta kor musun?
Rahm-i şevkat etmeyip de sen bana kıyar mısın?”
Mihrap eskiden beri kendini Rabbe adamış ibadetle vakit geçirenlerin özel bölmelerine verilen isimdir. Camilerimizdeki imamların namaz kıldırdığı yere mihrap deniyor, öyle değildir aslı… Lateşbih halvethane gibidir. Hz. Meryem bir mihrapta idi. O mihrap ibadet için ayrılmış bir yerdir. Hz Peygamber Efendimiz’i ziyaret ederken Rabbül Âlemin’e dua ediyoruz ama oradaki polis kıbleye dönün diyor. Namaz kılmıyorum ki? Namazın kıblesi Kâbe’dir, duanın kıblesi semadır, el semaya açılır. Aşığın kıblesi maşuğun cemalidir. Kıble nasıl Rabbe ibadet için tahsis edilmiş hususi bir bölüm ise iki kaş ve arasındaki nokta da yârin mihrabıdır. Alnın ortası ve iki kaşın arası yârin vechinin odak noktasıdır. (14:10)
“Aşkın ile gündüz gece giryânım efendim
Bülbül gibi gül rûyine hayrânım efendim
Beyhûde imiş eylediğim mihr ü vefâlar
Ettiklerime şimdi peşimânım efendim”
Güfte: Nevres Paşa, Beste: Sâdi Hoşses
Bir büyüğümüz öyle buyurmuş, ebedi hayatın başlangıcında pişman olmayacak kimse yokmuş. Bir kısmı eksikliklerine, günahlarına bir kısmı da yaptıkları güzel şeyleri az bulmalarına, yetmediğine pişman olurmuş, keşke daha çok yapsaydım diye… Mesela bir delikanlı ki delikanlı deyince sadece erkek akla gelmemelidir, gitti yarinin evinin önünde bekledi, ona eski tabir ile tavaf-ı semt-i yâr derler, yârimin geçtiği yerlerden geçeyim, gözünün deydiği yerleri göreyim, bu da bir muhabbettir. Buna doyup da dönen olmaz. 70-80 senelik bir dünya hayatının yâri böyle ise ebedi hayattaki yâr ittihaz ettiğinin semtini ki o heryerdir nasıl dolaşacaksın. Dolayısı ile o pişmanlık en kâmil insanda bile olacak. Biz imkanlar ölçüsünde değil yalnızca biraz da imkanları zorlayarak yâr ile daha çok vakit geçirmeyi becerebilmeliyiz. (22:40)
“Mevlâm gözüm yaşı akar sel olur
İner engin deryasına göl olur
Âhım dûda çıkar Arşa yol olur
Hakk’ı isteyenler tevhid eylesin
Bakın Seyyid Seyfullah’ın haline
Can u başı verdi Allah yoluna
Sakın aldanmayın dünyâ malına
Hakk’ı isteyenler tevhid eylesin”
Güfte: Seyyid Seyfullah Hazretleri, Beste: Cüneyt Köksal
Tevhid eylemek tasavvuf hayatında hem dervişânın günlük dersidir, hem de Mevlevilik, Bektaşilik harici bütün yollarda bütün ayinler Resûlullah Efendimiz’e salavat, nutuk ile başlar sonra mutlaka tevhid çekilir. Zikrullah yapılan dergâhların meydanlarına tevhidhane ismi verilir, semahane ismi de verilir. Bu tevhidin birinci basamağıdır. Gerek dervişin günlük dersinde olan, gerek dergâhta yapılan Kelime-i Tevhiddir. Adı üstünde tevhidin kelimesidir. Bir de tevhidin kendi var, zatı var, fiili var, esması var, sıfatı var. Oturup da 70 bin kelime-i tevhid çektiğimiz zaman kendimizi ehli evhid zannediyoruz. Bu kadar ucuz olduğunu kim söyledi? Allahü Zülcelâlin dinden, peygamber göndermesinden tek kastı vardır, tevhid. (32:42)
“Sen de mi hâlâ esir-i zülf-i yâr olmaktasın
Uslan ey dil uslan artık ihtiyâr olmaktasın
Bilmiyorsun kendini zâr ü nizâr olmaktasın
Uslan ey dil uslan artık ihtiyâr olmaktasın”
Beste: Ûdî Hasan Bey
İhtiyarlamak aslında kendi hakkında hayır ve şerri seçer hale gelmek demektir. Hayırlıyı seçebilme kabiliyetinin yükselmesidir. Yaşlılıkta bu olur zannı ile yaşlılara ihtiyar denir. Ama nice ihtiyar olmayan yaşlılar vardır. Udi Hasan bey’in bu eserinde yaşlanmasına rağmen ihtiyarlar olamayanlara hitap var.
Uslanmak demek us yani akıllanmak demektir. Bizde uslu çocuğa akıllı çocuk manasına uslu denmez, hareketi az, haşarılığı az, söz dinleyen çocuğa uslu denir ki yanlıştır. Benim sözümü dinleyen çocuk uslu ve makbul çocuktur da benim sözümün doğru olduğu ne malum. Ben çocuğumun hakimi miyim hizmetkarı mıyım? Bunları da düşünmek lazım gelir. (38:48)
“Affet isyanım benim,
Hâlim yaman Allahım,
Ref’et nisyanım benim,
Meded Aman Allahım,
Hâlim yaman Sultanım.
Defterim dolu siyah,
Amelim tekmil günah,
Sensin kuluna felâh,
Meded Aman Allahım,
Hâlim yaman Sultanım.
Affına güvenirim,
Kapında dilenirim,
Kovsan, yine gelirim,
Meded aman Allahım..
Ümmet et Habîbine,
Gönüller tabîbine,
Rahmeyle garîbine,
Meded aman Allahım..
Aşkî’yi âzâd eyle,
Cemâlinle şâd eyle,
Kulum diye yâd eyle,
Meded aman Allahım”
Güfte: Muzaffer Ozak Hazretleri
Kovmak adeti yoktur kapısına geleni de biz O’nun kapısını doğru dürüst çalabiliyor muyuz? Hz. Pîr’in bir sözü vardır dua kapıyı çalmaktır, ötesine karışmak haddi aşmaktır. Hangimiz haddi aşmıyoruz. İlk mısrada affet isyanım diyor, günahım demiyor. Çünkü ruhlar aleminde bize bir hitap var. “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” Biz buna evet dedik. Bir kısmımız dünyadaki amelimiz ile işittik ve itaat ettik diyoruz. Bir kısmımız ki çoğumuz işittik ve isyan ettik diyoruz. Burada Muzaffer Efendim Hazretleri’nin buyurdukları bu isyanımı affettir… Ref’et nisyanım unutkanlığımı kaldır demektir. Aslında unutmak yoktur, herkesin içinde o cevher vardır ama nefsaniyet ile üstü kapanıyor. (46:15)
“Aşkı seninle tattı, hicrânla yandı gönül
Evvel coştu taştı da şimdi uslandı gönül
Cevri safâya kattı, hâyli aldandı gönül
Evvel coştu taştı da şimdi uslandı gönül”
Beste: Fehmi Tokay, Güfte: Melâhat Akan
Denizler durulmaz dalgalanmadan… Evvel çoşulur taşılır, sonra uslanılır. Durulmayınca dibi gözükmez. Dibi gözükmeyen denizde doğru menzil alamazsın ama her durgunluk fırtına sonrasıdır. Keza kül ateş yanmadan olmaz. Bir neticenin elde edilmesi için daha önce lazım gelen verilerin tam olması lazımdır. (55:05)
“Aşkınla yandır sultânım Allah,
Şevkinle döndür sultânım Allah
Sensin ilâhım, püşt ü penâhım,
Affet günahım, sultânım Allah
Nefsimi bildir, aslımı buldur,
Ölmeden öldür, sultânım Allah
Sensin ilâhım, püşt ü penâhım,
Affet günahım, sultânım Allah
Al beni benden, kaydı bedenden,
Ayırma senden, sultânım Allah
Eyle Zekâi hamd û senayı,
Dâim duayı, sultânım Allah”
Güfte: Zekâi Efendi
Arapça’da bir mânâya kuvvet vermek için önce menfisi söylenir, sonra müsbeti söylenir. İlah başkadır, Allah başkadır. İlla Allah, Allah’tan başka ilah yoktur demektir. Tıpta nasıl insanı deneme tahtası yapmak suç ise tefekkür hayatında da zırvayı fikir diye ortaya koymak aynı derecede suçtur. İlah tanrı demektir. Allah kelimesinin telaffuzu ile tanrı mânâsına gelen ilah kelimesinin telaffuzu yakın olduğu için maalesef Türkçe’de de Rabbü’l Âlemin’in birliğini ifade için “Allah’tan başka Allah yok” lakırdısı kullanılıyor. Ahmet’ten başka Ahmet var mı, Tuğrul’dan başka Tuğrul var mı? Bu bardaktan başka bu bardaktan var mı? Diyeceksin ki burada bir tane daha var, aynı değildir. Moleküler yapısını tetkik et mikronluk ölçüde farklar var. Çinici ustaları bilirler, çiniye bir maddeyi sürersin, fırına verirsin, 900 derece ısıtırsan mavi çıkar, 950 derece ısıtırsan mor çıkar. Dolayısı ile Allah’tan başka tanrı yok demek lazımdır. (59:50)






