İslâm’da kadın erkeğin başının tacıdır
Seyir Defteri | Bölüm 31 | 7 Ağustos 2008 | 45′ 00”
İslâm’da kadın erkeğin başının tacıdır. Bu bir… Çünkü Allah öyle yapmıştır. Yaratılış hikmetini doğru anlamamız gerekir. Ayetlerde birçok müslüman tarifi var, bunların bir tanesinde “Onlar, semaların ve yerin yaratılışını tefekkür ederler” denmektedir. Bunu sadece maddi olarak düşünmememiz gerekir, nasıl yarattığından bize ne, asıl düşünülmesi gereken neden yarattığıdır. Bilinmeyi istedim demek, sevilmeyi istedim demektir. Allah’ı bilen O’nu sever.
Yaratılış hikmetinde kendisinin hilafetini verdiği, yeryüzünde halife olarak yarattığı insan nedir? Kendi ruhundan ruh üfürdüğü başka mahluk yok. Bu insanı üreme vesilesi olmak üzere cinsiyet vermiştir. Bu doğru kullanıldığında adamı cennetlik eder, yanlış kullanıldığı zaman cehenneme götürür.
Nasıl dünya fani ise cinsiyet de fanidir. Ahiret hayatında cinsiyet yoktur. Çünkü Hz. Adem ve Hz. Havva arasında, onlar cennete iken yoktu. Ne zaman ki şeytan iğvası ile yasak ağaca yaklaşıldı -elma yemek, buğday yemek hristiyan akidesindedir, Kur’ân’da yasak ağaç olarak belirtilir- yani Allah’ın emri çiğnendi, o zaman birbirlerinin cinsiyetinin farkına vardılar. Bu günah değildir, peygamberler ismet sıfatlarından dolayı günah işlemezler. Buna zelle derler, bu hem terbiyevi bir ifadedir, hem de dinî bir akâid kaidesidir. Her ikisi de mümin oldukları “haya imandandır” gereği utandılar, utanınca giyinmek ihtiyacı duydular.
Demek ki çıplaktılar ama nasıl bir çıplaklık, neye benzer? İki tane bebeği, biri kız bir erkek, çıplak olarak yanyana koysanız, birbirlerinin cinsiyetinin farkında olurlar mı? Onlar bebek, masum, bilmiyorlar. Hz. Adem ve Hz. Havva da büyük olmalarına rağmen o masumiyet içindeydiler.
Hz. Adem ve Hz. Havva utanınca örtünelim diye cennet ağaçlarına, meyvelerine el uzattılar, bütün dallar kendilerini geri çektiler, incir hariç. Kurân-ı Kerim’de Allah’ın bu kadar nimeti içinde zeytin ve incirin söylenmesindeki hikmet budur. Sonra dünyaya gönderildiler. (04:00)
Hz. Adem ile Hz. Havva’nın dünyaya gönderilmeleri ile ilgili çok güzel edebî bir ifade vardır: Adem Aleyhisselâm kendi neslinden Muhammed Aleyhisselâm’ın geleceğini duyunca, üreme de cennette mümkün olmayınca üremek için cennetten çıkmayı göze aldı. Çünkü Resûlullah Efendimiz cennetten üstündür. Hakiki cennet Onunla beraber olmak, O’na yakın olmaktır. Kim Muhammed Aleyhisselâma yakın olursa Allah’a yakın olur, kim Ona itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur. (09:30)
İtikat ve amel bahsinde Hz. Adem’in tebliği ile Efendimiz’in ve aradaki bütün peygamberlerin tebliği arasında tevhid açısından, Allah’ın varlığı ve birliği açısından ve mükellefiyetler açısından şekil harici bir fark yoktur.
Bütün bu hükümler içinde kadına hep özel mazhariyetler ve özel muafiyetler vardır. Allahu zü’l Celâl dünya hayatında ne kadar mükellefiyet ve mecburiyet varsa erkeğe yüklemiştir. Çünkü erkeği öyle yarattı. Erkeğin niçin sakallı olduğunu düşündük mü hiç? Erkek dışarıda, çalışmak için yaratılmıştır. Sakal bir koruyucudur, ister traş et ister uzat. Kadının teni daha zariftir. Son yüzyılda bu kadar kozmetik neden bu kadar arttı sanıyorsunuz. (11:10)
Cenâb-ı Allah bütün kullarına kendisine tapınmasını emretti, kadınların özel zamanları hariç. Ne yazık ki bazı cahil insanlar Cenâb-ı Hakk’ın kadınlara tanıdığı bu muafiyetini kirlilik olarak anlatıyorlar. Bu yahudi itikadıdır. Yahudilikte kadın özel hali sırasında pis telakki edilir. Bu konu çok önemlidir, Hz. Ayşe validemizin bu husustaki hadis nakillerine baksınlar, Efendimiz’in bu durumda nasıl davranmış.
Müslüman kadın pis olmaz, iman öyle bir cevherdir ki, o cevher taşındığı müddetçe kimse kirli olmaz. Kir imansızlıktır.
Kur’an-ı Kerîm’de bu konu ile ilgili ayette geçen temizlenmek o zor hal ondan kalkana kadar demektir. “Beladan temizlenmek” deyimindeki gibidir, o halden halas olmak demektir. (14:00)
İnsan Allah’ın halifesi olmak itibari ile Allah’ın ahlakı ile ahlaklanmak durumundadır. Allah kendisine yapılan ibadetten bile hanımları muaf tuttuğuna göre erkekler de hanımlara böyle bir muafiyet içerisinde muamele etmelidirler.
Kadın ve erkek eşit değildir, kadın üstündür. Cennet babaların değil anaların ayakları altında. Resûlullah Efendimiz’den daha mı iyi biliyoruz? Ama Efendim peygamberler erkek… Evet, bu Allah’ın bir diğer kıyağıdır. Peygamberlik ne kadar zor bir vazifedir, Efendimiz’den duyduğumuz kadarı ile biliyoruz. Vahiy geldiği zaman boncuk boncuk terliyor, deve üzerindeyken geldi ise vahiy, o vahyin demek ki maddi ağırlığı da var, hayvan onu hissediyor ve çöküyor. Hangimizin ayağına dikenli taş attılar, hangimizin başına deve işkembesi geçirdiler, yanağını okla deldiler? Hangimizin başını kesip Salome’nin dansına verdiler (Yahya Aleyhisselâm)? Hangimizi bir ağacın içinde testere ile kestiler (Zekeriyya Aleyhisselâm)? Hangimizi mancınık ile ateşe attılar (İbrahim Aleyhisselâm)? Daha sayayım mı?
Allah kadın kullarını bu vazifeden de muaf tutmuştur. (19:10)
Kadınla erkeğin beraber hayat sürmesi nikahla mümkündür. Nikah aynı zamanda bir geçim meselesidir. Cenab-ı Allah kadının bütün bakımını, iaşesini erkeğe yani kocaya yüklemiştir. Hanımın hiçbir mükellefiyeti yoktur, bütün mükellefiyet beydedir. O kadar mükellefiyeti yoktur ki: doğan çocuğun da nafakası babaya aittir, anne derse ki ben bu çocuğu emzirmeyeceğim, baba süt anne tutmakla mükellefiyettir. Bu tabi bir misaldir. (24:50)
İslâm hukuku nikahtaki bütün mükellefiyeti kocaya yüklemiştir, kadının hiçbir mükellefiyeti yoktur, bunun yanısıra Resûlullah Efendimiz’in bu hususta ne buyurduklarına bakalım. “Eğer Allah kendisinden başkasına secde edilmesini yasaklamasa idi, bütün zevcelere kocalarına secde etmelerini emrederdim.” Bunun yanısıra “Karısının rızasını kazanmadan ahirete göçenler benim yanıma gelemezler” de buyurmuştur. İkisinin öyle bir dengesi vardır ki…
Efendimiz Hz. Fatıma ile Hz. Ali’nin nikahında ikisine söylediği çok önemli sözler vardır: “Ey Fatıma, seni Ali’ye vereceğim, ama ona cariye olursan. Ey Ali, kızımı seninle evlendireceğim, ama ona köle olursan.”
Çünkü koca karısına köle olduğu miktarda efendidir, karı kocasına cariye olduğu miktarda hanımefendidir. (28:00)
Toplum içinde kadın erkek diye konuşuyoruz da neden insandan bahsetmiyoruz, aklımız fikrimiz cinste. Uhud gazvesinde Efendimiz’in yanında bizzat kendi kızı dahil hanımlar vardı. Müşrik ordusu defolup gittikten sonra yaralıların yaralarını sarmak için bizzat Hz. Fatıma binti Resûl koşturmadı mı? Bu yaraların hepsi erkeklerin elinde yüzünde mi idi?
Ulema Efendilerimiz bazı kaygan zeminlerde nefislerine mağlup olacakları düşünerek bazı ihtiyat tedbirleri koymuşlardır. Çok da güzel yapmışlardır. Ancak cahillerimiz bu ihtiyat tedbirlerini asli kaynak haline getirmişlerdir. (29:30)
Efendimiz’in zevceleri, müminlerin anneleri daima insanlarla münasebet halinde değiller miydi? Hz. Ayşe’ye sual sormaya gelenler sadece hanımlar mıydı? Hz. Fatıma meşhur Fedek hurmalığı meselesinde Hz. Ebubekir ve heyeti ile konuşmadı mı? Nereden çıkartıyorlar kadın erkek ayrı diye? Burada bahsettiğimiz Allah’ın koyduğu ölçüler dahilinde olan durumdur, bugünkü tatbikattan bahsetmiyoruz. (31:55)
Aile reisinin nafaka mükellefiyetinin getirdiği yetkileri vardır. Reis erkektir. Reis demek hükmeden, emir veren demek değildir. Riyaset makamı hizmet makamıdır. Evin reisinin izni olmadan eve misafir gelmez. (34:55)
Yaratılış hikmeti gereği kadınların şefkati adaletinden üstündür. Erkeğin adaleti şefkatinden üstündür. Onun için ne yazık ki İslâm’ı anlamadan, bir takım kimseler özellikle mahkeme şehadetlerinde “iki kadın şahit bir erkek olarak mütalaa edilir, dolayısı ile kadın yarım görülür” diyorlar. Bu iftiradır. Kadının, kendisine zarar verilmiş olsa dahi o zarar geçtikten sonra mahkemeleşme sırasında “yaptı bir hata bir de ceza görmesin” diye düşünmesi ve hissetmesi ihtimali erkekten daha yüksektir, yaratılışı böyledir. Böyle yaratılmasaydı analık çekilmezdi. Analık çok zordur. İşte kadının bu şefkat ve merhametinden dolayı adaleti yanıltma ihtimali vardır. Bu yüzden iki kadın şahit gereklidir.
Mirasta da erkek çocuğa kız çocuğun bir misli fazla miras verilir hükmünü, İslâm hukukunun kadına değer vermediği şeklinde anlatmaya çalışan cahiller ve hainler var. Erkeğin mükellefiyetini bilse, kadının hiçbir mükellefiyeti olmadığını bilse kız çocuğa kalan mirasın sadece ve sadece cep harçlığı mahiyetinde olduğunu anlar. Kız kardeş zengin olursa erkek kardeşe bakmakla yükümlü değildir, ama erkek kardeş kız kardeşe bakmakla yükümlüdür. (38:40)







Allah insanı Ruhundan mı yarattı Nurundan mı?..Bir Nurundan deniyor, bir Ruhundan. ..hangisi doğru?