Ezvac-ı Tahirat -14- Hz. Ümmü Seleme (2)
Seyir Defteri | Bölüm 269 | 19 Mayıs 2013 | 47′ 10”
Ümmü Seleme validemiz, Efendimiz’in zevce-i muhteremeleri olunca bir düğün yemeği verilmiştir. Validemiz, “Rasulullah’ın zevcesi olunca, birkaç ay önce vefat etmiş olan Zeyneb’in odası bana verildi. Odada olanlar, bir çömlek, bir çanak, bir testi, bir el değirmeni, içi sadece hurma ağacı lifi doldurulmuş bir yastık ve yatak. Çömleğin içinde biraz erimiş yağ, çanakta da arpa vardı. Arpayı el değirmeninde öğüttüm, çömlekteki yağ ile bulamaç yaptım.” İşte Rasulullah’ın düğün yemeği buydu: öğütülmüş arpa ve yağ… (04:00)
Ümmü Seleme validemizin şahit olduğu bazı ayet nüzulleri vardır. Bu, bazı kaynaklarda karıştırılmaktadır. Bu yanlış rivayetlerden biri de şudur: Birgün Efendimiz, Hz. Fatma, Hz. Ali, Hz. Hüseyin, Hz. Hasan, Ümmü Seleme hazretlerinin hücresine gelirler ve beraberce yemek yerler. O sırada Ashab suresinin 33. ayeti nazil olur. Yanlışlık da burada başlamaktadır. Bu rivayete göre ayetin inzal olması ile Efendimiz, kızını, damadını, torunlarını hırkasının altına alır ve bunlar benim ehli beytimdir, bunlardan günahı gider ve temizle diye dua eder. Hatta sözü devam ettirip şu rivayeti de ekliyorlar bu yanlışlığa: Efendimiz’in bu duası üzerine Ümmü Seleme validemiz “Ya Rasulullah, ben de ehli beytindenim” der, Efendimiz “Evet, inşallah” der. Bu riayet tamamen uydurmadır. Böyle bir hadise olmamıştır. Evet, bu ayet Ümmü Seleme validemizin hücresinde gelmiştir. Yanında da torunları, kızı ve damadı vardır. Ancak bu ayetin gelmesi üzerine Efendimiz onları abası altına almamıştır. (06:45)
Efendimiz, Necran hristiyanları ile yapacağı görüşmeden önce yine Hz. Fatma’nın evine gelir. Dizine torunlarını, iki yanına da Hz. Ali ve Hz. Fatma’yı alıp, üzerlerine de bir giyecek aldıktan sonra “Ya Rabbi, bunlar benim yavrularımdır, senin merhametin, şefkatin benim onlara olan merhametimden elbette üstündür, beni bu masumlar hürmetine, gavurcukların karşısında beni mahcup etme” diye dua eder. İşte bunlara Âli Aba denir. Beş olduğunu belirtmek için de Arapçası ile Hamse-i Alî Aba, Farsçası ile Pençe-i Alî Aba denir. Yoksa, ehli beyte, yani ev ahalisine sadece bir çocuğunu mu koyacağız? Diğer kızlarını nereye koyacağız, ya diğer damatlarını? Halbuki bu hadiseyi doğru bilsek “Ehli beyt beş kişiden ibarettir” diyerek cahillikten öte büyük bir gaflet ortaya koyanlara cevabını yapıştırabiliriz. (10:10)
Ümmü Seleme validemizin içinde olduğu bir önemli hadisesi de, Hudeybiye anlaşmasıdır. Hubeydiye anlaşmasının fikrî yapısını, sosyopolitik ilmine sahip olduğu için Hz. Hafsa, Efendimiz ile birlikte istişare etmiştir. Burada önemli bir nokta daha vardır, bu anlaşma savaşmaya gidildiği zaman yapılmıştır. Bu gidiş sırasında, yani savaş olma ihtimali çok yüksek olan bir seferde, Ümmü Seleme validemiz Efendimiz’in yanındadır. Hani kadınlar evde otururlardı? Rasulullah Efendimiz’in ahireti teşriflerinden sonra zevcelerinin evde oturması ile ilgili ayet umuma teşmil edilemez. Hala o kafada olanlar var maalesef. Efendimiz’in fiili tatbikatı var, Beni Mustalik gazvesinde Hz. Ayşe yok muydu, Hubeydiye’de Hz. Ümmü Seleme yok muydu? Sadece ezvac-ı tahirat validelerimiz değil ashabın hanımları da katılıyorlardı. (12:50)
Hubeydiye ile ilgili bir önemli ayrıntı daha vardır, Efendimiz’in devesi Kusva başını Mekke yönüne döndürdüklerine ilerlememiştir ama Medine yönüne döndürdüklerinde ilerlemiştir. Bu olay birkaç kez tekrar edince Efendimiz “Kusva’nın bir bildiği var” der. Kusva, nasıl hicrette Halid bin Velid hazretlerinin evinde durarak işaret verdi ise, Hudeybiye’de de Efendimiz’e bir işaret vermiştir. Çünkü kainatta herşey Allah’ın mahlukudur, kainatta herşey Allah’ı zikr eder. Kur’an-ı Kerim’de Allahu Teala bilmediklerinizi zikir ehline sorun diyor. Zikir ehlini, namaz ehli, Kur’an ehli olarak çevirenler var, elbette namaz en büyük zikirdir, Kur’an da zikirdir ancak bunlarla sınırlı değildir. Allahu Teala o ayette, atomun çekirdeğinin etrafında dönen elektronların zikrini de kastediyor. O da bir zikirdir. Dağ, taş herşey Allah’ı zikr eder. Dolayısıyla, iradesi ile olmasa da Kusva da ehli zikirdir. Cebrail aleyhisselam’ın getirdiği ilk oku emrine “Okuyamıyorum” diyen Rasulullah o zaman kainatı okuyamıyordu ancak şimdi Kusva’yı da okumaktadır. (16:20)
Hudeybiye anlaşması yapıldıktan sonra Efendimiz, ashabına kurban kesmelerini ve ihramdan çıkıyormuş gibi başlarını traş etmelerini söyler. Bu sırada anlaşma metninden hoşnut olmayan ashabdan kimseler vardır. Efendimiz’in ileri görüşlülüğünün farkında değiller, en önemlisi de artık müslüman toplumunun müşrikler karşısında tüzel kişilik olarak kabul edildiklerini tam olarak farkedememişler, bu yüzden Efendimiz’in emrini duymamazlığa gelirler. Efendimiz’in huyudur, önemsediği bir konuyu üç kez söyler, burada da böyle yapmıştır ancak yine dinlememişlerdir. Bunun üzerine Efendimiz, gayet üzgün bir şekilde Ümmü Seleme validemiz için kurulmuş olan çadır veya gölgeliğe girer ve hanımı ile dertleşir. Büyük bir feraset ve anlayış sahibi olan validemiz, siz bilirsiniz ama ben şöyle düşünüyorum diyerek “üzülmeyin Ya Rasulullah, siz bu emri evvela kendiniz aşikar olarak tatbik edin, dışarı çıkın, kurbanınızı kesin, traşınızı olun, ben de size yardım edeyim, ama kimseye birşey söylemeyin.” der. Burada önemli bir nokta vardır, “Siz bilirsiniz Ya Rasulullah” diyerek bırakılmaz. Bu derviş terbiyesinde de böyledir. Şeyh birşey söyledi, “estağfirullah, benim ne fikrim olur” gibi sözler söylenmez, fikir söylenmelidir, sözü ikiletmek terbiyesizliktir. Kendi kendimize kaide icat etmemeliyiz. (19:10)
Validemiz birgün Efendimiz’i birisi ile konuşurken görür ve yanındaki kimseyi de Hz. Dıyhe zanneder, çünkü Cebrail a.s kahir ekseriyetle Hz. Dıhye suretinde gelmiştir Efendimiz’e. Fakat Efendimiz validemize gelenin Hz. Dıhye değil Cebrail a.s olduğunu söyler. Hz. Ümmü Seleme validemiz bunu taşıyacak bir manevi kudrete sahiptir, çünkü Cebrail a.s’i taşımak kolay değildir. Bu durum validemizin Rabbül Alemine uzun uzun hamd etmesine vesile olmuştur. (27:45)
Efendimiz birgün Ümmü Seleme validemizin hücresindeyken, Hz. Dıhye suretinde Cebrail a.s gelir. Efendimiz, Ümmü Seleme validemize kapıyı kapatmasını ve içeriye de kimseyi almamasını tembih eder. Bu sırada çocuk yaşlarında olan Hz. Hüseyin Efendimiz gelir. Validemiz Efendimiz’in tembihi gereği kendisini içeri almaz. Ama çocukluk, Hz. Hüseyin olmadık yerden fırsatını bulup içeri girer ve Efendimiz’in dizine oturur. Efendimiz torununu öper, sever, koklar… Bu sırada Cebrail as Efendimiz’e torununu çok mu seversin diye sorar, Efendimiz de elbette diye mukabelede bulunur. Bunun üzerine Cebrail a.s “iyi ama ya Rasulullah, ümmetin onu şehit edecek” der. Efendimize buna çok şaşırır ve müminler mi öldürecek diye tekrar sorar, Cebrail as. evet deyince nasıl olur diye mukabele buyurur. Cebrail as Efendimiz’e isterse onun şehit edileceği yeri de gösterebileceğini söyler ve kısa bir süre odadan ayrılır. Bir avuç kırmızı hakim, nemli bir toprak getirerek, o toprağın olduğu yerde şehit edileceğini söyler. Efendimiz hazretleri buna çok üzülür ve gözleri yaşarır. O toprağı Ümmü Seleme validemize verir. (29:55)
Ümmü Seleme hazretleri, elbette validemiz efendimiz olarak bizim baş tacımızdır. Efendimiz’in sevdiği, bizim de sevdiğimizdir, çünkü muhabbetin olmazsa olmaz şartı, Şia’da bir itikadî hal olarak ortaya konan tevella ve teberra meselesidir. Bunun doğrusu “sevdiğinin sevdiğini sevmek, sevdiğinin sevmediğini sevmemektir. Bizim sevdiğimiz Risaletpenah Efendimiz hazretlerinin, sevmediği yoktur. Bedir’de kendisine kılıç çekenlerin bir kısmı öldürülüp bir çukura atıldıktan sonra cesetleri başında “Benim sözümü dinlemediniz de iyi mi oldu, neler geldi başınıza, dünyanız da berbat oldu, ahiretiniz de berbat oldu” diye üzülen O değil midir? Taif’de ayağına dikenler, taşlar atanlara “Ya Rabbi, bunlar bilmiyorlar, bilselerdi böyle yapmazlardı, sen bunların kusuruna bakmayıver” diye dua eden O değil midir? Öyleyse Efendimiz’in sevmediği yoktur. (41:05)
Hz. Ümmü Seleme, hicret, Cebrail as, Hz. Hüseyin, Hubeydiye






