“Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz”
Seyir Defteri | Bölüm 326 | 7 Eylül 2014 | 47′ 35”
Hesaba çekilmeden önce kendisini hesaba çekecek olanlar, kendilerinin hesaba çekileceklerine iman etmiş olanlardır. Biz hakikaten hesap vereceğimize inanıyorsak, ki buna inanç bazında hemen evet diyoruz ama, fiilî durumda buna evet diyebilmek çok mümkün gözükmüyor. Sanki hiç hesap vermeyecekmişiz gibi davranıyoruz. Kendi kendimizi hesaba çekme alışkanlığı bizi hesap gününe inandığımız şekilde hareket etmeye yönlendirir. Düşünce ve inanç bazında olan işler yeterince fiiliyata intikal etmedikten sonra bir işe yaramaz. (01:50)
Namaz kılmak lazım diyoruz ama kılmıyoruz, namaz kılmamız gerektiğini bilmek kılmadıktan sonra ne işimize yarar. Kabirdeki hesap ile mahşerdeki hesap farklıdır. Kabirdeki hesap daha ziyade imâna mütealliktir, mahşerdeki hesap direk olarak amele mütealliktir. Zilzal sûresinde bu çok açık şekilde bildirilmiştir. Mahşerde bilgi değil amel sorulacaktır. Bilgi bir alettir, onu kullanmayı bilmek lazımdır. Doğru bildiğimiz herşeyi yapamadığımız, eğri bildiğimiz herşeyden kaçınamadığımız için bilginin değeri zannettiğimiz kadar yüksek değildir. Bizi doğruları yapmaya itecek olan şey bildi değildir, muhabbettir, aşktır… (04:30)
Bu işler kafa ile anlanmaz, gönül ile anlanır. “Kalpleri mühürlü” demek “anlamaktan aciz” olarak çevriliyor, bunun asıl anlamı “sevmekten aciz” demektir. Anlamanın yeri kalptir. Anlamak yapmak demektir. Muhabbetsiz anlama olmaz. (09:00)
Kendini hesaba çekmek de bir fiildir, bir ameldir. Fiil haline intikal etmeyen hiçbir şeyin kıymeti yoktur. Biz yanılmış bir şekilde bilginin bize yegane doğruyu gösteren şey olduğunu zannediyoruz. Çok şeker hastaları gördüm, şeker ve nişastayı yememesi gerektiğini bildiği halde ailesinden gizli tatlı yiyeni… Biliyor ama yapamıyor, demek ki bilgi yeterli değildir. Doğruyu yapabilmek ancak muhabbetle olur, sevgiliyi üzmemek, dediğinden çıkmamak için yapılır. Yapılacak doğrulardan biri de işte bu sözü dinleyip kendini hesaba çekmektir. (17:30)
Vicdana çok ehemmiyet vermek, İslâm eksikmiş de, vicdan ondan üstünmüş gibi bir fikriyat uyandırır ki, bu fevkalade yanlıştır. Zamanımızda İslam kelimesinin önüne ardına bazı sıfatlar ekliyorlar, antikapitalist, sosyal gibi… İslâm’da sosyal yok mu ki böyle bir ek yapıyorsun, İslâm’da kapital, kapitalist sistemdeki gibi bir ezici unsur mu ki antikapitalist müslüman oluyorsun? Bu nasıl büyük bir hata ve İslâm’ı eksik görmek ise vicdanı İslâm’ın önüne koymak da çok büyük bir hatadır. Önüne değil, yanına da koyamazsın. İslâm, İslâm’dır… Vicdan vardır ancak sana doğruyu ilham etmesi için nefsin esiri olup tozlanmaması lazımdır. Dolayısı ile vicdan başlıbaşına doğruyu bulma kaynağı değildir. Vicdan yeterli olsaydı peygamberlik kurumu olmazdı. Allah’ın koyduğu ölçülerden gayrı ölçü koymak Tanrılık taslamaktır, şirkin önde gidenidir.” (26:20)
Bu hesabı yaparken de edebi önde tutmalıyız. Edep değişmez, tezahürü değişir. Mesela eskiden erkeklerin başı açık dolaşması ayıptı, şimdi ise durum tersinedir. Saygı göstermek eskiden erkek için başı kapalı olmaktı, şimdi saygı göstermek için başında olan şey çıkartılıyor. Değişmeyen şey ise saygı göstermektir. Saygıda bir ritüel vardır, sevdiğine ise saygısızlık yapamazsın. Bize sevgi yeter… Muhabbeti ızhar ederken laubaliliğe düşmemek için muhabbeti nasıl ızhar edileceğini kanalize eden, kodifike eden Pîrân- Kirâm’ın usûllerine tabi olmak lazımdır. Ama 1925’te bu usûlleri öğreten mekteplerin şubeleri kapatılmıştır, nerede öğreneceğiz? Onun için edepsiz, haddini bilmez, nankör, dönek bir toplum olduk… Döneklik çok önemlidir, Mevleviyye’de ve Kadiriyye’nin Anadolu kollarında sema vardır, semazen her dönüşünde dönmeye hangi noktadan başladı ise bir turun sonunda aynı noktaya gelir. Onun için sema döneklik değildir, çünkü hep aynı noktaya gelir. Döneklik istikameti döndürmek demektir. Hedefin değişmesi, yolun değişmesi dönekliktir. (37:40)






