Hz. Ömer el-Faruk
Gönül Dünyamız | Bölüm 22 | 30 Mayıs 2014 | 37′ 32”
Bir konuda sembolik bir şahsiyet olmak demek yegâneleşmek olarak algılanmamalıdır. Din hayatında da, sosyal hayatta da olmazsa olmaz unsurlar vardır; iman ve sadakât, ilim ve haya, adalet, cesaret gibi… Tasavvuf hayatında da terk, irfan, zühd, takva, aşk, yardım gibi olmazsa olmaz unsurlar vardır. Büyüklerde bunların hepsi birden vardır ama bir tanesinde sembol olurlar. Hz. Ebubekir sıddık da Ömer değil mi, Ali alim de Ebubekir cahil mi, Ömer adil de Osman zalim mi? Estağfurullah… Dolayısı ile bunlar birbirine tercih edilemez, sembol olmak başka birşeydir. Aşk olmadan tasavvuf olmaz ama aşk deyince akla Hz. Mevlana gelir, Hz. Abdülkadir’de aşk yok mu? Hz. Ömer adaletle sembolleşmiş bir zâtı şeriftir. Lakabı faruktur. Faruk, doğruyu eğriyi, karanlığı aydınlığı yani zıtları farkedip doğruyu bulan demekdir. (01:10)
Hz. Ömer gençliğinden itibaren önemli bir zattır. Efendimiz’den 12-13 yaş küçüktür. Kabe’nin 14 vazifesi vardır. Bu vazifeleden en şereflisi Sikaye vazifesi yani hacılara su verme vazifesidir. Yirmili yaşlarında Hz. Ömer bu görevlerden Sefaret görevi ile görevlendirilmiştir, çünkü başka insanlar münasebetleri çok iyidir. Hz. Ömer iman etmeden önce -ki o zamanlar patriklik zamanı diye tabir edilir- pehlivan yapılı, çapkın yaratılışlı, Allah korkusu olmayınca da nefsinin peşinde koşan, içkici biridir… İçkinin zararını yaşayarak çektiği için içki yasağı geldikten sonraki davranışı çok sert olmuştur. (05:00)
Herkesin bildiği, kimsenin araştırmadan kabul ettiği rivayete göre Hz. Ömer Darü’l Erkâm’da bulunan Efendimiz’i ziyarete giderken yolda gördüğü bir zat “Muhammed’le uğraşacağına O’nun dinine inanan kızkardeşinle eniştene bak” der. Kızkardeşi Fatıma binti Hattab, eniştesi de Aşere-i Mübeşşere’den Said bin Zeyd’dir. Eve gidince onları Kur’an okurken bulur ve ikisini birden fena halde döver fakat okunanlardan duydukları kadarı ile de biraz tesir altında kalır ve Efendimiz’le konuşmaya niyet eder. Bu arada Resûlullah Efendimiz de duadadır: “Ya Rabbi, bu dini iki Ömer’den biri ile, Amr bin Hişam (Ebu Cehil) veya Amr bin Hattab ile teyid et”. Yukarıdaki rivayetten başka bir rivayet daha vardır: Hz Ömer yaptıklarından hoşnut değildir, bir akşam hovardalık yapacak birini arar ancak kimseyi bulamaz. Kabe’nin oradan geçerken görür ki Efendimiz orada namaz kılıyor. O zaman kıble Mescid-i Aksa… Efendimiz Mescid-i Aksa’ya doğru namaz kılıyor ancak Kabe’ye de sırtını dönmüyor, arada Kabe var. Kabe hep örtülüdür, Hz. Ömer örtünün altına gizlenir. Efendimiz o sırada okuduğu ayetlerde “bu sözler ne kahin sözüdür, he sihirbaz sözüdür, Allah’ın kelamıdır, hepiniz bir araya gelseniz bunun bir benzerini ortaya koyamazsınız…” mealindeki ayetleri okuyunca Hz. Ömer sarsılır. Efendimiz’in namazı bitirdikden sonra Hz. Ömer peşine takılır, Efendimiz bunun farkında, gideceği yere geldiği sırada “Hayrola Ömer” deyince Hz. Ömer “Allah’a, Resûlune ve O’nun getirdiklerine iman etmeye geldim” der ve Efendimiz mübarek sağ elini Hz. Ömer’in sadrına koyup “Rabbim sana hidayet verdi, bunun devamını Rabbimden dilerim, İslâm’da sabit kadem olup hizmet etmeni dilerim” diye dua eder. İşte Muhammed Mustafa öyle bir iksirdir ki katil Ömer’i Hz. Ömer yapar. (09:40)
Cesaret kelimesi Hz. Ömer’in davranışları yanında az kalır. Hicrete karar verdiği zaman kalabalık bir toplantı zamanında “heyyt” diye narayı koyverir, “Ben Medine’ye gidiyorum, karısını dul, çocuğunu yetim bırakmak isteyen arkamdan gelsin” der. Kimse karşısına çıkamaz. Bu delikanlı Ömer hilafeti sırasında gece ağlıyor, ben bu ümmete noksan hizmet edersem diye… Bu mesuliyet duygusudur. (19:40)
Hz. Ömer Kudüs’e girerken kölesi ile tek binekle ilerliyorlar. Kudüse giriş sırasında binme sırası kölede… Köle şehre girerken Hz. Ömer’in binmesinin uygun olacağını söylese de Hz. Ömer bunu kabul etmez, sırası gereği köleyi bineğe bindirir ve şehre yayan girer. Bir idareci her işi kendi yapıyorum derse o kişi idareci olmaz, tiran olur. Her işi ehline verecek kabiliyette olursan ve nefsine kullanmayacaksan iyi idareci olursun. Hz. Ömer de nefsini yenmiş zevat-ı kiramdan olduğu için görev emanetlerini doğru kişilere vermiş onun için Hz. Ömer zamanında Mısır, Suriye, Filistin, Kudüs fethedilmiştir. (25:00)
Din kişi ile Allah arasındaki münasebete ait bir husustur, insanlar arasındaki münasebet dinle akalalı değildir, adaletle alakalıdır. Allahu Zülcelal buyuruyor ki, dünya hayatında başarıyı adaletle sağlayabilirsiniz. Efendimiz “adil bir hükümdar zamanında doğmuş olmaktan dolayı mutluyum” buyurmuştur. Bahsettiği zat Nuşirevan, ateşe tapıyor, zerdüşt… Ama adaleti ile meşhur, lakabı da Adil. Çünkü adaletle küfür payidar olur, zulüm ile İslâm payidar olmaz. (32:30)
Hz. Ömer’in Efendimiz tarafından ortaya konmuş önemli bir vasfı vekalet meselesidir. Hz. Ömer hicretten sonra epey bir müddet Kuba’da oturmuştur. Çünkü Efendimiz’in ona kardeşlik bağını kurduğu zat Kubalı’dır. Efendimiz Kuba’ya ilk geldiği gün akşam üstü şöyle demiştir, “Ben akşama erkeklerden biat alacağım, Ömer bana vekil ol hanımlardan biat al”. Yani Hz. Ömer biat kurumunda vekil, yani peygamber vekili olmuştur. Mekke fethinden sonra da Efendimiz “Ömer, Kuba’da yaptığın gibi benim namıma hanımlardan biat al” buyurmuştur. Hz. Ömer’in idareciliğine bundan daha büyük delil olur mu? Allah şefaatine nail etsin. (34:10)






