“Taşlara da ruh veren” vardır!..

On 4 Aralık 2016

Şarkılar Seni Söyler – 18. Bölüm | TRT MÜZİK | 71′ 34”

Ceyhun arayan dide-i giryanımı görsün

Seylâb arayan hüzn’ile tufânımı görsün

Sevdazedelik bilmeğe meyyal ise her kim

Ya zülfünü, ya hâl-i perişanımı görsün

Ey zalim gaddar, ey şuh-i sitemkâr

Hiç merhametin yok, cevr-i sitemin çok

Senden kim şekva eylesin dil-i şeyda

Ah ettin beni berbad, vah, hiç eylemedin yâd”

Beste: Tanbûri Ali Efendi, Güfte: Nevres Bey

“Her bakışında neş’e buldum

Ben gözlerinin esîri oldum

Tîr-i nigehinle âh vuruldum

Ben gözlerinin esîri oldum.”

Beste: Tanbûri Ali Efendi

Nefsine esir olmaktansa yârin gözüne esir olmak hayırlıdır.

Bazen duygular coşar, bedene sığmaz. Ya ağızdan nâra, ya gözden yaş olarak çıkar, meşrebe göre… Demek ki şikayet gözden taşacak hale gelmemeli, muhabbet gözden taşacak hale gelmeli. Her bir bakışında neşe bulmak da muhabbetin tezahürü ile olur. Çünkü bakış, nazar, ferasetten, basiretten başka bir şeydir. Biz Türkçe’de sadece bakış ve görüş kelimeleri ile sınırlandırdığımız için bu nüansları anlamakta zorluk çekiyoruz. Nazar, bakış demektir ama bir de görüş vardır. Bakmadan görmeye de basiret denir. Bakmaya lüzum yok, görür. Nazar da iki türlüdür, safa nazar -cümlemizin başına-, bir de kahr nazar. Nazar değmesi bakış değmesi demektir, bakış değer, bazısı dokunur. Efendim ben iyi niyet ile baktım; yetmez… Hasetsiz, kıskanmadan baktım; olmaz… Annenin babanın yavrusuna nazarı değer mi; öyle bir değer ki? Sen mutlaka sevgi ile bakıyorsun ama orada incecik bir nüans daha var. “Benim” diye bakarsan nazar değer. O yavru senin değil. Sen bile senin değilsin, yavrun nereden senin oluyor? Bu bana Rabbimin ihsanı, gönül süruru, Rabbime hamdimi çoğaltmamın en önemli vesilesi dersen bir şey olmaz.

Nazarlık vardır ve gerçektir. Görmek, nazar bir optik hadisesidir. Renklerin hem uzaktan görünme mesafesi hem belli sıcaklıkları vardır. Bu sıcaklık soba sıcaklığı değildir. En uzaktan görünen renk sarıdır. Gri insanda bedbinlik ve bezginlik yaratır, kırmızı asabiyet yaratır. Asabiyet ille öfkelenmek demek değildir. Mavi ferahlık ve genişlik yaratır. İşte nazarlığın şu faydası vardır, senin üzerinde nazarlık varsa benim gözüm ilk önce senin üzerindeki nazarlığın sarısına ve mavisine değer. Böylece gözün ilk zehrini alır.

Hanımların birbirlerine nazarı değer. Hanımların parlak ziynet eşyası takmasının nedeni de bilmiyorlar. Parlaklık gözün ilk cazibe noktasıdır. O parlak ziynet eşyası da gözün ilk zehrini alır.

Nazar boncuğuna kul yapısıdır, bir faydası yok diyenler cehalet söylüyorlar. Hayır ve şerrin Allah’dan olduğunu biz bilmiyor muyuz? Sen yağmurda üşümemek, ıslanmamak için şemsiye kullanmıyor musun? Yağmur da Allah’dan… Şemsiyeli gezmenin Allah’ın rahmetine mani olacağı lafı ne kadar manasız ise nazar boncuğunun faydası yoktur lafı da o kadar manasızdır. Bir tek şart, görünür yerde olacak…

Görünmediği halde nazara mani olacak bir şeyi hadis-i şerif ile sabittir, çörek otudur. Çünkü her varlığın neşrettiği bir şua vardır. Gözle gözükmez ama algılanır. Çörek otunun neşrettiği şua nazar değmesine mani olur. Bu kitaplarda yazmayan, ehline verilen bir ilimdir. Allah cümlemizi kem nazarlardan koruyup, safa nazara erenlerden eyleye… (02:40)

İster isen bulasın cânânı sen,

Gayre bakma sende iste sende bul, 

Kendi mir’atında gözle anı sen,

Gayre bakma sende iste sende bul.

Her sıfat kim sende var izle anı,

Gör ne sırdan feyz alır gözle anı,

Erişince zâtına özle anı,

Gayre bakma sende iste sende bul.

Kenzi mahfî âşikâr hep sendedir,

Yaz ve kış leyl ü nehâr hep sendedir,

İki âlemde ne var hep sendedir,

Gayre bakma sende iste sende bul.

“Men aref” sırrına er,  ko gafleti,

Gör ne remz eyler bu insân sûreti,

Haşr ü neşr ile tamûyu cenneti,

Gayre bakma sende iste sende bul.

Haşr-ı sûri hâlin inkâr eyleme,

Gülşen iken yerini hâr eyleme,

Enfüs ü âfâkı bil âr eyleme,

Gayre bakma sende iste sende bul.

Zat-ı Hakk’ı anla zâtındır senin,

Hem sıfâtı hep sıfâtındır senin.

Sen seni bilmek necâtındır senin,

Gayri bakma sende iste sende bul.

Sûreti terk eyle manâ bulagör,

Ko sıfatı bahr-ı zâta dalagör.

Ey Niyâzi şark u garba dolagör,

Gayre bakma sende iste sende bul.”

Hazret-i Niyazi-î Mısrî

 

“Benim bunda kararım yok, bunda gitmeye geldim

Bezirganım mataım çok, alana satmağa geldim.

Ben gelmedim da’vi için benim işim sevi için

Dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmağa geldim

Dost eşruğu deliliğim, aşıklar bilir neliğim

Devşuruben ikiliğim, birliğe bitmeye geldim

Yunus Emre aşık olmuş, ma’şuka derdinden olmuş

Gerçek erin kapısında ömrüm harcamaya geldim”

Hazret-i Yunus Emre

O günün yaşanan şartlarındaki algılamalara göre remizler bulunmuş. Bugün öyle yaşanmıyor, onun için algılamakta zorluk çekiliyor. Zaten şerhlerin sebebi de budur. Keza Kur’an-ı Kerim’e yapılan tefsirlerin sebebi de budur. Günün günlük hayattaki yaşayışın algılamaya uygun izahat… Yanlış anlamalar ve kendi nefsinin heveslerini, arzularını bu sözlerle yorumlayıp bu sözleri kendilerine siper yapanlar var. Mesela Hz. Niyazi’nin buyurdukları “kendinde ara kendinde bul”… “Allahu zü’l Celâl’in bize şah damarımızdan daha yakın olduğunun şuuruna yükselmek ve o idrak ile yaşamaktır seyrü süluğun sonu. Yoksa Allah bir yerlerde, biz de Allah’a yolculuk yapıyoruz diye bir şey yoktur.

“Madem ben kendime arayıp bulacağım, başkasına ne gerek var” lafı hemen hazır… Peki, acaba Hz. Niyazi bu lafı söylemeden önce hangi evrelerden, kademelerden, imtihanlardan geçmiş? Kimden öğrenmiş, kendinden mi? Hayır, kendinde olduğunu bir bilenden öğrenmiş.

Doğru laftır, Hakk’ı arar isen kendinde ara, Küdus’de, Kabe’de Hacc’da değildir. Doğru… Sendedir ama sen sendekini bulmak için Allah’ın emrettiği Kabe’ye de gideceksin, etrafını ayetlerim ile süsledim ve mübarek kıldım dediği ve Hz. Peygamber’in “3 mescit ziyaret edilmelidir” dediği Kudüs’e de gideceksin. Hz. Peygamber Miraç’dan önce Kudüs’e Mescid-i Aksa’ya gitti mi, hacc etti mi? Kendine başka misal mi arıyorsun. O zaman “ila cehenneme zümera”, uğurlar olsun!.. (22:50)

Yerleşmiş yanlışlıkları düzeltmek çok zordur. Şeytan Hz. Adem’e secde etmedi, Allah’ın emrine muhalefet etti ve cennetten kovuldu. Hayır böyle değildir. Şeytan günah işlediği için Rahmet-i İlâhi’den kovulmadı, çünkü Hz. Adem de aynı günahı işledi. Günahın iyisi kötüsü, küçüğü, büyüğü, kebiri, sagiri olmaz. Günah-ı kebair diye izah edilen günahların büyüklüğü küçüklüğü sosyal hayat itibari iledir. Allah indinde değildir.

Şeytan edebsizliğinden dolayı Rahmet-i İlahi’den kovulmuştur. “Emir dinlemedim, hata ettim” diyeceğine “bana sen dinletmedin, beni sen azdırdın dedi.” Hz. Adem ise “Evet Seni ben dinlemedim, yaklaşma dediğin halde yaklaştım, ama Senin emrini dinlemeyerek nefsime zulmettim, bizi affedici olmazsan biz zarar görenlerden oluruz.” dedi. Hz. Adem ile şeytan arasında günah işleme açısından fark yok, Adem edepli, şeytan edepsiz!.. Bundan ibarettir.

Aşkı seninle tattı, hicrânla yandı gönül

Evvel coştu taştı da şimdi uslandı gönül

Cevri safâya kattı, hâyli aldandı gönül

Evvel coştu taştı da şimdi uslandı gönül.”

Beste: Fehmi Tokay, Güfte: Melâhat Akan

“Cevri safaya kattı”. Cevri safaya katmanın aldanma olduğunu söylüyor. Bu aldanma hepimizde var. Oyalanma ve avunmayı safa zannediyoruz. Halbuki oyalanma ve avunma ile geçen safa zannettiğimiz her şey nefse cevrdir.

Nefse hoş gelmez ama mutlaka doğruyu yaptıktan sonra çok uzun sürecek hatta hiç bitmeyecek bir keyif yaşanır. Nefsin dediğini yapıp da pişman olmayan birine bu yaşıma kadar rastlamadım.  (37:00)

Bir seni bir gülü öptüm gizlice 

Gül beni kokladı soldu inledi, aşkı anladı 

Bir sana bir çöle aktım delice 

Çöl suya hasreti benden dinledi, aşkı anladı 

Derdimi denize attım o gece 

Derinde bir kaya yandı titredi, aşkı anladı 

Taşlara ruh veren sırra ermedi”

Güfte ve Beste: Selahattin İçli 

Selahattin Ağabey, kendine mahsus aralıkları olan ama bu aralıkları değişik makam ve tavırlarda kullanan başka türlü bir beste yapısına sahip bir adamdı. Allah rahmet eylesin.

Biz öyle bir sistem içinde yetiştirildik ki… “Yegane bilgi kaynağı Batıdır, o ne derse öyledir. Dolayısı ile varlık canlılar ve cansızlar diye ikiye ayrılır. Canlılar insanlar, hayvanlar, bitkiler diye ayrılırlar…”

“Hiç bir şey yoktur ki Beni tesbih etmesin, ama siz bunu fehmedemezsiniz.” Cansız ise atom çekirdeğinin etrafındaki elektron hangi güç ile dönüyor, kendi kendine mi dönüyor? Ayrıca şu hadis-i şerifi de mi duymadın? “Uhud beni sever, ben Uhud’u severim.” Efendimiz Uhud beni sever buyuruyor, Uhud dediğin koca bir dağ… Hani taşlar, dağlar cansızdı?

Daha da söyleyeyim.. Ben madene de meraklandım, o doğal taşlar bir harikadır. O taşların aslı dağdadır. Bu dağdan taşların ayrılması bir dinamit patlatarak oluyor bir de yeni bir takım tekniklerle normal keserek kalıplar alınıyor. Bu alınan bloklar işleniyor. Dinamit ile patlatılmadan keserek alınan bloğun desenleri değil ama yapısı, işlemesi, sana cevap vermesi daha başka, yumuşak. Dinamit ile alınan lap diye kırılıyor. Aynı dağ, aynı taş, aynı yapı, aynı damar. Birine cevr ettin, dinamit patlattın, ötekini ise yaratılış gayesine uygun olarak kullanmak için, insan hizmetine sunmak için güzel güzel kestin. Anlıyor Ahmet, anlıyor, “taşlara da ruh veren” vardır!.. (47:50)

“Kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgarına

Ey ufuklar diyorum yolculuk var yarına

Ayrılık görünmüşken yar tutmuyor elimden

Misafirim bugün ben gurbet akşamlarına”

Beste: Kaptanzade Ali Rıza Bey, Güfte: Ömer Bedrettin Uşaklı

“Aşk bezirganı, sermaye canı 

Bahadır gördüm, cana kıyanı 

Zehi bahadır can terkin urur 

Kılıç mı keser himmet giyeni 

Kamusun bir gör, kemterin er gör 

Alu görmegil, palas giyeni 

Tez çıkarırlar fevkal’ulaya 

Şol İsa gibi dünya yakanı 

Tez indirirler tahtesseraya 

Bir Karun gibi dünya kovanı 

Aşık olanın nişanı vardır 

Melamet olur belli beyanı 

Zühdüm var deyu ta’n eylemegil 

Merdut ederler mağrur olanı 

İlmim var deyu mağrur olmagil 

Hak kabul etti kefen soyanı 

Atlası kodu, abalar geydi 

İbrahim Ethem Sırdan duyanı 

Çün Mansur gördü, Ol benem dedi 

Od’a yaktılar, işittik anı 

Od’a yandırdın, külün savurdun 

Öyle mi gerek Seni seveni 

Zinhar ey Yunus, gördüm demegil 

Od’a yakarlar gördüm deyeni”

Muzaffer Efendim’den işittim, güzel konuşmak Efendimiz’e vergi olduğu için, Allahualem seyyittir demişti rahmetli Orhan Boran hakkında. Cenab-ı Hakk Muzaffer Efendim’i yalancı çıkarmaz, Allah bu, baha Allah’ı değil, bahane Allah’ı…

Hz. Yunus burada “oda yakarlar gördüm diyeni” diyor. Görmedim demiyor ama söylemiyor. (60:10)

İstediğimi buldum, eşkere (âşikare) can içinde

Taşra isteyen kendi, kendisi ten içinde

Bir isen birliğe gel, ikiyi elden bırak

Bütün mani bulasın, sıdk-ı iman içinde

Girdim gönül şehrine, daldım anın ka’rına

Aşk ile seyrederken, iz buldum can içinde

Baştan ayağa değin Hak’tır ki seni tutmuş

Hak’tan ayrı ne vardır kalma gümân içinde

Yunus senin sözlerin mânidir bilenlere

Söyleyeler sözünü devr-ü zaman içinde”

Hazret-i Yunus Emre

Başladık, bitirmek için. Toplandık dağılmak için. Geldik gitmek için. Doğduk ölmek için. Ama nasıl ölmek yok olmak demek değil, bir başka dünyaya doğmak demek ise bu programa daraltırsak, bu programın bitmesi de öteki programın başlaması için. Allah hizmetimizi kabul etsin. (67:20)

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir