Anlamanın anahtarı muhabbettir
Seyir Defteri | Bölüm 294 | 5 Ocak 2014 | 47′ 37”
“Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz” sözünün ilk önce birinci kısmını konuşalım. Demek ki hesaba çekilmeden önce kendilerini hesaba çekecek olanlar, hesaba çekileceklerine iman etmiş olanlardır. Eğer biz hakikaten hesaba vereceğimize inanıyorsak ki inanç bazında hemen evet diyoruz ama davranış biçiminde buna hemen evet diyebilmek pek mümkün gözükmüyor. Hiç hesap vermeyecekmiş gibi davranıyoruz.
Kendimizi hesaba çekme alışkanlığı bizi hesap gününe inandığımız şekilde hareket etmeye yönlendirir. Çünkü düşünce ve inanç bazında olan işler yeterince fiiliyata intikal etmedikçe bir işe yaramaz.
Soralım kendimize, doğru bildiğimiz her şeyi yapıyor muyuz? Eğri bildiğimiz her şeyden kaçıyor muyuz? Demek ki bilgi yetmiyor. Namaz kılmanın gerekli olduğunu bilmek kılmadıktan sonra ne işe yarar?
Kabirdeki hesap ile mahşerdeki hesap farklıdır. Kabirdeki hesap daha ziyade imana mütealliktir, mahşerdeki hesap amele mütealliktir. Sure-i Zilzal’de gayet sarih olarak Allahu zü’l Celâl amelinizden soracağım diyor, bilginizden sormayacağım. Bilgi bir alettir, doğru kullanırsan işe yarar, eğri kullanırsan işe yaramaz. Doğru bildiğimiz her şeyi yapamadığımız, eğri bildiğimiz her şeyden kaçınamadığımız için bilginin değeri zannettiğimiz kadar yüksek değildir. Bizi doğruları yapmaya itecek olan şey bilgi değildir, muhabbettir, aşktır. (01:45)
Allah dost edinir, bunu insanlar arasındaki dostluk zannediyorlar. “Onlar Allah’ın dostlarıdır, onlara korku ve hüzünlenme yoktur.” Buradaki dostlar velayet-i hassa’dır. Bir de velayet-i amme vardır, “Muhammed Resûlullah” diyen herkes velidir.
Bu işler kafayla anlaşılmaz, gönülle anlaşılır. Anlamanın yeri kalptir çünkü anlamak yapmak demektir. Muhabbetsiz anlama olmaz. Kalbi mühürlü demek bu demektir. Anlamanın anahtarı muhabbettir. (07:45)
Gaye yol değil, varılacak menzildir. Namaz, hac, zekat hep yoldur. Yolun sonu Rabbü’l Âlemîn’e ulaşmaktır. O yolun tarifini ancak ve ancak Aleyhisselâtu Vesselâm ve O’nun varisleri olan ulema ve urefa yapar. Bütün alimler peygamberlerin varisleridir. Varis onun sahip olduğuna yakınlık miktarınca sahip olmak demektir. Dünya malı sınırlıdır, dağıtılınca biter, Efendimiz’in ilmi, fiili, hali, sırrı sınırsızdır. Ne kadar yakın olursan o kadar çok olur, üstelik onunki de eksilmez. (11:45)
Biz bilgi ile doğru ameller yapmayı elde edemezsek bilgi sırtımızda bir yük olur. Yunus Emremizin söylediği:
“İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendin bilmezsin
Ya nice okumaktır
Dört kitabın mânâsı
Bellidir bir elifte
Sen elifi bilmezsin
Bu nice okumaktır”
Elif tevhid demektir, birliktir. Siyasetçilerin dilinde çok slogan olmuş bir laf var: birlik beraberlik içinde olalım. Bir olanın beraber olmaya ihtiyacı var mı? Beraberlik sözünde birden fazlalık vardır, bir olursan sen ben mi kalacak ki beraberlik kalsın? (13:45)
Kendini hesaba çekmek de bir ameldir. Fiil haline intikal etmeyen hiçbir şeyin kıymeti yoktur. Bilginin yegane doğruyu gösteren şey olduğunu zannediyoruz. Hayır. Bilgi yeterli değildir. Doğruyu yapabilmek ancak muhabbetle olur, sevgiliyi üzmemek, dediğinden çıkmamak için. Bu sözü dinleyip kendini hesaba çekmek de doğruyu yapmaktır. Bu hesabı bazıları sadece “namazı kıldın mı, orucu tuttun mu”ya indirgiyorlar. Bizim mükellefiyetlerimiz sadece Rabbimiz’e karşı değildir. Yaratıcının yaratıklarına karşı doğru davranmamak da yaratıcıyı rencide eder, üzer, rızasına muhalefettir. Yaratıkla arayı iyi etmeyen Yaradan ile arayı iyi etmiş olmaz. Senin kıldığın namazın bana bir faydası yok, senin işini iyi yapmanın ve bana olan beşeri münasebetlerini beşeri ölçülerle, Muhammed Mustafa’nın (sav) gösterdiği ve fiilen yaptığı şekilde yapman beni alakadar eder. (17:30)
İstihdamda yani adam almada “namazlı abdestli adam, iyi adam, verelim ona” demek çok yanlış ve İslâmî olmayan bir ölçüdür. Allah emaneti ehil olana verin diyor. Efendimiz’in fiilleri ayete muhalif olabilir mi hiç? Efendimiz Hazretlerinin hicrette kılavuzu putperestti. Abdullah bin Ureykıt, yıldıza bakarak yön buluyor, işinin ustası, kalleş de değil, mert adam. Ama dini inanışı batıl, putperest. İşte hesapları buna göre yapacağız.
Bu hesabı İslâm mihengine vurarak yapacağız. (21:40)
Vicdana bu kadar fazla ehemmiyet vermek İslâm eksikmiş de vicdan ondan üstünmüş gibi bir fikriyat uyandırır ki fevkalade yanlıştır. Zamanımızda İslâm kelimesinin önüne ardına bazı sıfatlar ekliyorlar; anti-kapitalist İslâm, sosyal İslâm… İslâmda sosyal yok mu ki sosyal islâm diye ayırıyorsun? İslâm’da kapital bir kapitalist sistemdeki gibi ezici bir unsur mu ki antikapitalist müslüman oluyorsun. Bu nasıl büyük bir hata ve İslâm’ı eksik görmek ise vicdanı İslâm’ın önüne koymak da büyük bir hatadır.
Biz yaradılışımızı değiştiremeyiz. Vicdan yaratılıştan verilmiş doğruları yapınca tatmin olan, eğrileri yapınca muzdarip olan bir duygu kaynağıdır. Doğru ve eğri Allah’ın koyduğu doğru ve eğrilerdir. Vicdansız insan yoktur ancak vicdan aynası nefisle tozlanır. Dolayısı ile herkesin bir aynası vardır, onun tozunu ibadet ve tövbe ile silkeler, o zaman ayna göstermeye devam eder. Vicdan da böyledir ama sana doğruyu ilham etmesi için nefsin esiri olmayıp, tozlanmaması gerekir. Dolayısı ile vicdan başlı başına doğruyu bulma kaynağı değildir. (26:20)
Bir takım insanların ağzında bir laf var; “ben kula kul olmam, kendim Rabbim’i bulurum” diye. Hayır, bulamazsın. Peygamberlik kurumunun ne olduğunu tefekkür et. Cebrail Aleyhisselâm’ın fonksiyonun tefekkür et. Eğer vicdan yeterli olsaydı peygamberlik kurumuna lüzum kalmazdı. Peygamberler kul olmak itibari ile Allah ile aynı cinsten değildirler, Allah yarattıklarından münezzehtir, dolayısı ile peygamberler direk Allah ile muhatap olmazlar. Arada Cebrail a.s vardır. Biz meleği insandan üstün zannediyoruz, hayır, melek insandan üstün değildir. Melekler insana secde ile emrolunmuştur. Ben Allah’ın sözünü dinlersem, ibadâtımı, hüsn-ü ahlâkımı ortaya koyarsam benim namıma kıyamete kadar bu güzellikleri devam ettirecek melekler yaratıyor Allah. Bu öldükten sonra da devam ediyor. (31:20)
Vicdan yeterli değildir. Allah’ın koyduğu ölçülerden gayrı ölçü koymak tanrılık taslamaktır. Şirkin önde gidenidir. Sure-i Hucurât’taki “Habibimin huzurunda sesinizi onun sesi üstüne yükseltmeyin” sözü yalnızca yüksek sesle konuşmak manası ile sınırlı değildir. Habibim’in tebliğ ettiği sözlerden başka bir sözü onun tebliğ ettiği sözün yani benim sözümün üstüne çıkarmak amellerinizi habt etmeme neden olur, diyor Allah.
Bu ayetten anlaşılır ki edep amelden üstündür. Öyleyse hesap yaparken de edebi önde tutacağız. Edeb değişmez, tezahürü değişir. Mesela eskiden erkeklerde baş açık gezmek ayıptı. Ama şimdi kapalı bir yere girince başındaki çıkarılıyor. Birbirine zıt bile olsa burada değişmeyen şey saygı göstermektir. Amele riya karışır, edebe riya karışmaz. (36:00)
Muhabbeti ızhar ederken laubaliliğe düşmemek için muhabbetin nasıl ızhar edileceğini kanalize eden, kodifike eden Pîrân-ı Kirâm’ın usûllerine riayet etmek lazımdır. Ama sen 1925’de bu usûlleri öğreten mekteplerin şubelerini yani dergahları kapattın, ne ile öğreneceğiz? Onun için edepsiz, kendini bilmez, nankör, dönek bir toplum olduk.
Döneklik çok önemlidir. Mevlevîyye’de ve Kâdirîliğin Anadolu kollarında sema vardır. Semazen her dönüşünde, dönmeye hangi noktadan başladı ise bir turun sonunda aynı noktada bitirir. Yani tam 360 derece döner. Yani tevhid noktasına.. Mesela Kâbe’ye… Mesela Kâbe’nin remzi olan semahanin kutuphane noktasına… Onun için sema döneklik değildir, çünkü hep aynı noktaya gelir. Döneklik istikameti döndürmek demektir. (40:00)
Efendimiz’den ismi ile bahsetmek kafir adetidir, putperest adetidir. Sadece Efendimiz’in değil, ehli beytinin, ashabının, velilerinin isimlerinden, zât-ı şeriflerinden lalettayin insanlardan bahseder gibi bahsedilmez. Bu da Sure-i Hucurât’a girer.
Allah, Efendimiz’in sözünü dinleyip hesaba çekilmeden evvel kendimizi hesaba çekerek hesaba çekilmeye talim edenlerden, dolayısı ile imtihanı rahat verenlerden eylesin. Amin. (44:20)






” Mutu gable ente mutu ” sırrıyla dirilmeyi Rabbim cümlemize nasip etsin…” Akıllı kişi odur ki, mecnunla konuşurken ona Leylâ’dan başka bir şey anlatmaz. ” ( Şeyh Sadi Şirazi Hz. )
” Bizim uğrumuzda çalışıp cihad edenlere gelince elbette Biz onlara yollarımızı gösteririz.” ( Ankebut/69 )
Aşk en büyük hocadır, aşığına kimsenin bilmediği bir lisan öğretir ve Ona her zaman ” mahzun olma ! ” nidası gelir .” İmiş derler..
Yüzbin cefa kılsan bana
Sen Den yüzüm döndürmezem
Canım dahi alır isen
SEN’den Yüzüm döndürmezem…
İnsan bağlandığı şeyin eseri olur..
Kıymetli ,muhterem Hocam’dan ALLAH (C:C) razı olsun Efendim…1